
25 Mayıs 2009 Pazartesi
YÂSÎN-İ ŞERİF VE TÜRKÇE MEALİ
(1) Yâsîn (2) Vel Kur'ân-il hakîm (3) İnneke leminel mürselîn(4) Alâ sırâtın müstakîm (5) Tenzîlel azîzirrahîm (6) Litünzire kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfilûn (7) Lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm lâ yü'minûn (8) İnnâ cealnâ fî a'nâkihim ağlâlen fehiye ilel ezkâni fehüm mukmehûn (9) Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsirûn (10) Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn (11) innemâ tünzirü menittebazzikre ve haşiyerrahmâne bilgaybi febeşşirhü bimağfiretin ve ecrin kerîm (12) İnnâ nahnü nuhyil mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve külle şey'in ahsaynâhü fî imâmin mübîn (13) Vadrib lehüm meselen eshâbel karyeh. İz câehel mürselûn (14) İz erselnâ ileyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn (15) Kâlû mâ entüm illâ beşerün mislünâ vemâ enzelerrahmânü min şey'in in entüm illâ tekzibûn (16) Kâlû rabbünâ ya'lemü innâ ileyküm lemürselûn (17) Vemâ aleynâ illel belâgul mübîn (18) Kâlû innâ tetayyernâ biküm lein lem tentehû le nercümenneküm vele yemessenneküm minnâ azâbün elîm (19) Kâlû tâirüküm meaküm ein zikkirtum bel entüm kavmün müsrifûn (20) Vecâe min aksalmedineti racülün yes'â kâle yâ kavmittebiul mürselîn(21) İttebiû men lâ yeselüküm ecran ve hüm muhtedûn (22) Vemâ liye lâ a'büdüllezî fetarenî ve ileyhi türceûn (23) Eettehizü min dûnihî âliheten in yüridnirrahmânü bi-durrin lâ tuğni annî şefâatühüm şey'en velâ yünkizûn (24) İnnî izen lefî dalâlin mübîn (25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn (26) Kîledhulil cennete, kâle yâleyte kavmî yâ'lemûn(27) Bimâ gaferelî rabbî ve cealenî minel mükremîn (28) Vemâ enzelnâ alâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münzilîn (29) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn (30) Yâ hasreten alel ibâdi mâ ye'tîhim min resûlin illâ kânûbihî yestehziûn (31) Elem yerev kem ehleknâ kablehüm minel kurûni ennehüm ileyhim lâ yerciûn (32) Ve in küllün lemmâ cemî'un ledeynâ muhdarûn (33) Ve âyetün lehümül ardul meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye'külûn (34) Ve cealnâ fîhâ cennâtin min nahîlin ve a'nâbin ve feccernâ fîha minel uyûn(35) Liye'külû min semerihî vemâ amilethü eydîhim efelâ yeşkürûn(36) Sübhânnellezî halekal ezvâce küllehâ mimmâ tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya'lemûn(37) Ve âyetün lehümülleyü neslehu minhünnehâre fe izâhüm muzlimûn(38) Veşşemsü tecrî limüstekarrin lehâ zâlike takdîrul azîzil alîm (39) Velkamere kaddernâhü menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm (40) Leşşemsû yenbegî lehâ en tüdrikel kamere velelleylü sâbikunnehâri ve küllün fî felekin yesbehûn (41) Ve âyetün lehüm ennâ hamelnâ zürriyyetehüm fil fülkil meşhûn (42) Ve halâknâ lehüm min mislihî mâ yerkebûn (43) Ve in neşe' nugrıkhüm felâ sarîha lehüm velâhüm yünkazûn (44) İllâ rahmeten minnâ ve metâan ilâ hîn (45) Ve izâ kîle lehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ halfeküm lealleküm türhamûn(46) Vemâ te'tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu'ridîn (47) Ve izâ kîle lehüm enfikû mim mâ rezakakümüllâhü, kâlellezîne keferû, lillezîne âmenû enut'ımü menlev yeşâullâhü et'amehû, in entüm illâ fî dalâlin mübîn (48) Ve yekûlûne metâ hâzel va'dü in küntüm sâdikîn (49) Mâ yenzurûne illâ sayhaten vâhideten te'huzühüm vehüm yehissimûn (50) Felâ yestetîûne tevsıyeten velâ ilâ ehlihim yerciûn (51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn (52) Kâlû yâ veylenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekal mürselûn (53) İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî'un ledeynâ muhdarûn (54) Felyevme lâ tuzlemu nefsün şeyen velâ tüczevne illâ mâ küntüm tâ'melûn (55) İnne ashâbel cennetil yevme fîşüğulin fâkihûn (56) Hüm ve ezvâcühüm fî zılâlin alel erâiki müttekiûn (57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve lehüm mâ yeddeûn (58) Selâmün kavlen min rabbin rahîm (59) Vemtâzül yevme eyyühel mücrimûn (60) Elem a'hed ileyküm yâ benî âdeme en lâ tâ'buduşşeytâne innehû leküm adüvvün mübîn (61) Ve enî'budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm (62) Ve lekad edalle minküm cibillen kesîran efelem tekûnû ta'kılûn (63) Hâzihî cehennemülletî küntüm tûadûn (64) Islevhel yevme bimâ küntüm tekfürûn (65) Elyevme nahtimü alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teshedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn (66) Velev neşâü letamesnâ alâ a'yunihim festebekussirâta feennâ yübsirûn (67) Velev neşâü lemesahnâhüm alâ mekânetihim femestetâû mudıyyen velâ yerciûn (68) Ve men nüammirhü nünekkishü filhalkı, efelâ ya'kilûn (69) Ve mâ allemnâhüşşi'ra vemâ yenbegî lehû in hüve illâ zikrün ve kur'ânün mübîn (70) Liyünzira men kâne hayyen ve yehıkkal kavlü alel kâfirîn (71) Evelem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydîna en âmen fehüm lehâ mâlikûn (72) Ve zellelnâhâ lehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye'külûn (73) Ve lehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efelâ yeşkürûn (74) Vettehazû min dûnillâhi âliheten leallehüm yünsarûn (75) Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm lehüm cündün muhdarûn (76) Felâ yahzünke kavlühüm. İnnâ na'lemü mâ yüsirrûne vemâ yu'linûn (77) Evelem yerel insânü ennâ halaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn (78) Ve darebe lenâ meselen ve nesiye halkahu kale men yuhyil izâme ve hiye ramîm (79) Kul yuhyihellezî enşeehâ evvele merretin ve hüve bikülli halkın alîm (80) Ellezî ceale leküm mineşşeceril ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn (81) Eveleysellezî halakassemâvati vel arda bikâdirin alâ en yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul alîm (82) İnnema emrühû izâ erâde şey'en en yekûle lehû kün, feyekûn (83) Fesübhanellezî biyedihî melekûtü külli şey'in ve ileyhi türceûn.
ANLAMI:
1- Yâsîn.
2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi
4- Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11- Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
15- Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
18- Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
21- "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
22- "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
23- "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24- "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25- "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
26- (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
27- "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
28- Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29- Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31- Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32- Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
37- Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
39- Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45- Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
48- Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50- O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51- Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52- Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56- Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58- (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
59- Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60, 61- "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
62- Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç
ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
74- Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75- Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77- İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82- O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.
2- 3- Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi
4- Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5- 6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
7- Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8- Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9- Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10- Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11- Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12- Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13- Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14- Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
15- Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
16- Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
17- "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
18- Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
19- Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
20- O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
21- "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
22- "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
23- "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24- "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25- "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
26- (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
27- "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
28- Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29- Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30- Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31- Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32- Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33- Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34- Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35- (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
36- Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
37- Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38- Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
39- Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41- Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42- Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43- Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44- Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45- Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
46- Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47- Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
48- Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
49- Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50- O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51- Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52- Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
53- Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54- Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55- Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56- Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57- Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58- (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
59- Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60, 61- "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
62- Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
63- İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64- Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65- Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
66- Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
67- Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
68- Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç
ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
69- Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
70- (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71- Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72- Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73- Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
74- Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75- Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76- O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77- İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
80- Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82- O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
83- O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.
YÂSİN-Î ŞERİF'TEN SONRA OKUNACAK DUA
Ey cûd u keremine nihayet olmayan, kullarını lütuflarından mahrum bırakmayan Ulu Allah!
Ya Rab! Divanına geldik, yalvarıyor, dualarımızın makbul olmasını niyaz ediyoruz. Habibin aşkına kabul eyle, ya Rabbi!... Bütün günahlarımızı bağışla. Yaptıklarımızdan dolayı bizi cezalandırma, ya Rabbi!...
Okuduğumuz Yâsîn dudaklarımızdan çıkan âmîn seslerinden hasıl olan manayı aziz peygamberine arzediyor, kendisinden şefaat bekliyoruz, kabul eyle ya Rabbi!... Sâir peygamberlerin, sahabilerle salihlerin de ruhlarını şâd eyle, ya Rabii!
Onların lütuf ve kereminle, tilavet ettiğimiz Yâsîn-i Şerif vesilesiyle rahmet ve merhametinle doyur, ya Rabbi!... Azab içinde kıvrananları, müşkül durumda bulunanları, Yâsîn-i Şerif hürmetine sen kurtar, ya Rabbi!...
Yavrularımızı salih kimselerden, ana baba sözü dinleyenlerden eyle, ya Rabbi!... Evlerimize huzur, gönüllerimize nur yağdır, ya Rabbi!.. Hastalarımıza şifa, dertli olanlara deva, borçlu olanlara edalar nasib eyle, ya Rabbi!.. Yüzlerimizin karasına bakma, bizi nârına atıp da yakma, ya Rabbi!.. Okuduğumuz Yâsînlerin kabulü, ana babalarımızın ilahi afla huzuru için el-Fâtiha...
Yâsîn Şerif'i Okumanın Fazileti:
Allah Resulü (sav) buyuruyor:
"- Yâsîn, Kurân'ın kalbidir. Muhakkak o, bütün dertlere şifadır."
"- Kim Yâsîn-i Şerif'i Allah'a yönelerek tam bir itikad ile korusa geçmiş günahları affolunur. Onu ölülerinizin yanında okuyunuz."
"-Yâsîn-i Şerif'i bir defa okuyan kimse kur'an'ı on defa hatmetmiş gibidir."
"-Yâsîn Suresi'ni sabahleyin okuyan, akşama kadar ferah içinde olur. akşamleyin okuyan da sabaha kadar ferah içinde olur" (el-İtkân)
"-Yâsîn-i Şerif'i çokça okuyunuz; çünkü onda on bereket vardır.
1. Onu aç olan biri okursa mutlaka doyar. 2. Çıplak kişi okursa, mutlaka sırtına giyecek bir elbise bulur 3. Bir bekar okursa mutlaka evlenir. 4. Korkan kimse okursa, korktugundan emin olur;5. Dünya isinden üzülenin üzüntüsü zail olur;6. Yolculuk halinde olan, yol sıkıntısından kurtulur;7. Kaybı olan, kaybettiğine kavuşur;8. Bir ölünün ruhuna okunursa muhakkak azabı hafifler. 9. Susuz okuduğunda, susuzlugunu giderir;10. Hasta okuduğunda, eceli gelmemişse, şifa bulur."
Önemli Açıklama:
Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.
Örneğin (" î " harfi " iy " olarak telafuz edilmektedir. "Rahîm -Rahiym
FARZLAR (32 Farz - 54 Farz)
32 FARZ
İMANIN ŞARTLARI
1- Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak.
2- Allah'ın meleklerine inanmak.
3- Allah'ın kitablarına inanmak.
4- Allah'ın peygamberlerine inanmak.
5- Ahiret gününe inanmak.
6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.
İSLAMIN ŞARTLARI
1- Kelime-i şehadet getirmek.
2- Namaz kılmak.
3- Oruç tutmak.
4- Zekat vermek.
5- Haccetmek.
ABDESTİN FARZLARI
1- Yüzünü yıkamak.
2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak.
3- Başının dörtte birini meshetmek.
4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.
GUSLÜN FARZLARI
1- Ağzına su vermek.
2- Burnuna su vermek.
3- Bütün bedenini yıkamak.
TEYEMMÜMÜN FARZLARI
1- Niyet.
2- İki darb ve mesih.
NAMAZIN FARZLARI
Dışında olanlar:
1- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setr-i avret
4- İstikbal-i Kıble
5- Vakit
6- Niyet
İçinde olanlar:
1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kırâet
4- Rükû
5- Secde
1- Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak.
2- Helâl yemek ve içmek.
3- Abdest almak.
4- Beş vakit namaz kılmak.
5- Cünüblükten gusl etmek.
6- Rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.
7- Helâl, temiz elbise giymek.
8- Hakka tevekkül etmek.
9- Kanaat etmek.
10- Nimetlerinin mukabilinde, Allahü teâlâya şükr etmek.
11- Kazaya râzı olmak.
12- Belâlara sabr etmek.
13- Günâhlardan tevbe etmek.
14- Allah rızâsı için ibâdet etmek.
15- Şeytanı düşman bilmek.
16- Kur'ân-ı kerîmin hükmüne râzı olmak.
17- Ölümü hak bilmek.
18- Allahın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak.
19- Babaya ve anaya iyilik etmek.
20- Ma'rûfu emr ve münkeri nehy etmek.
21- Akrabayı ziyâret etmek.
22- Emânete hıyânet etmemek.
23- Dâima Allahü teâlâdan korkup, ferahı (şımarıklığı ve azgınlığı) terk etmek.
24- Allaha ve Resûlüne itâat etmek.
25- Günâhdan kaçıp, ibâdetlerle meşgul olmak.
26- Müslümân âmirlere itâat etmek.
27- Âleme, ibret nazarıyla bakmak.
28- Allahü teâlânın varlığını tefekkür etmek.
29- Dilini, fuhşa âit kelimelerden korumak.
30- Kalbini temiz tutmak.
31- Hiçbir kimseyi maskaralığa almamak.
32- Harâma bakmamak.
33- Mü'min her hâlde, sözüne sâdık olmak.
34- Kulağını münkerât dinlemekten korumak.
35- İlim öğrenmek.
36- Tartı ve ölçü âletlerini, hak üzere kullanmak.
37- Allahın azabından emin olmayıp, dâima korkmak.
38- Müslüman fakirlere zekât vermek ve yardım etmek.
39- Allahın rahmetinden ümid kesmemek.
40- Nefsinin isteklerine tâbi olmamak.
41- Allah rızası için yemek yedirmek.
42- Kifayet miktarı rızık kazanmak için çalışmak.
43- Malının zekâtını, mahsûlün uşrunu vermek.
44- Âdetli ve lohusa olan ehline yakın olmamak.
45- Kalbini, günâhlardan temizlemek.
46- Kibrli olmaktan sakınmak.
47- Baliğ olmamış yetimin mâlını hıfz etmek.
48- Genç oğlanlara yakın olmamak.
49- Beş vakit namazı vaktinde kılıp, kazâya bırakmamak.
50- Zulümle, kimsenin malını yememek.
51- Allahü teâlâya şirk koşmamak.
52- Zinâdan kaçınmak.
53- Şarabı ve alkollü içkileri içmemek.
54- Yok yere yemîn etmemek
NAMAZIN KILINIŞI AÇIKLAMALI
Sabah Namazının Farzının Kılınışı
/Birinci Rek'at/
1) Ayakların arası dört parmak açıklıkta ve parmak uçları kıbleye doğru gelecek şekilde ayakta kıbleye dönülür.
2) kamet getirilir. (Erkekler için)
/Niyet/ "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir.
/İftitah tekbiri/ "Allahü Ekber" diyerek iftitah tekbiri alınır.
Erkekler tekbir alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmaklar normal açıklıkta bulunur. Başparmaklar, kulak yumuşağı hizasına gelecek şekilde eller yukarıya kaldırılır.
Kadınlar tekbir alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmaklar normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırır.
Erkekler tekbir alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmaklar normal açıklıkta bulunur. Başparmaklar, kulak yumuşağı hizasına gelecek şekilde eller yukarıya kaldırılır.
Kadınlar tekbir alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmaklar normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırır.
/Kıyam/ 5) Tekbirden sonra eller bağlanır. Ayakta iken secde edilecek yere bakılır.
6) Ayakta sırasıyla:
a) Sübhaneke,
b) Eûzü-besmele,
c) Fatiha sûresi,
d) Kur'andan başka bir sûre daha okunur. Kıyam Erkekler, sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.
Kadınlar, sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.
a) Sübhaneke,
b) Eûzü-besmele,
c) Fatiha sûresi,
d) Kur'andan başka bir sûre daha okunur. Kıyam Erkekler, sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.
Kadınlar, sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.
/Rükû/ "Allahü Ekber" diyerek rükûa varılır ve burada üç defa "Sübhâne Rabbiye'l-azim" denilir. Rükû'da iken ayakların üzerine bakılır. Erkekler, rükûda, parmakları açık olarak elleri ile dizlerini tutup sırtını dümdüz yaparlar. Dizlerini ve dirseklerini dik tutarlar.
Kadınlar, rükûda, sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini (parmaklarını açmayarak) dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.
Kadınlar, rükûda, sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini (parmaklarını açmayarak) dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.
/Rükûdan kalkış/ "Semiallâhü limen hamideh" diyerek rükûdan kalkılır ve ayakta "Rabbenâ leke'l-hamd" denilir. Erkeklerin, rükûdan kalkıp doğrulması.
Kadınların, rükûdan kalkıp doğrulması
Kadınların, rükûdan kalkıp doğrulması
/Secde/ "Allahü Ekber" diyerek secdeye varılır. Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da alın ve burun yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizasında bulunur. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede burun kenarlarına bakılır. Burada üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.
Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerinde dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.
Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik halde bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.
Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerinde dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.
Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik halde bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.
/İki secde arası oturuş/ "Allahü Ekber" diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur. Otururken, parmaklar dizlerin hizasına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır. Burada "Sübhânellah" diyecek kadar kısa bir an oturulur.
"Allahü Ekber" diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir. Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.
"Allahü Ekber" diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir. Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.
/Secdeden ayaga kalkış/ "Allahü Ekber" diyerek secdeden ayağa (ikinci rek'ata) kalkılır ve eller bağlanır. Secdeden kalkarken: Önce baş, sonra eller, daha sonra eller dizler üzerine konularak, dizler yerden kaldırılır.
İftitah tekbirinden itibaren buraya kadar yapılanlara "bir rek'at" denir.
İftitah tekbirinden itibaren buraya kadar yapılanlara "bir rek'at" denir.
/ İkinci Rek'at/ 1) Ayakta sırasıyla;
a) Besmele,
b) Fatiha sûresi,
c) Kur'andan başka bir sûre daha okunur.
a) Besmele,
b) Fatiha sûresi,
c) Kur'andan başka bir sûre daha okunur.
/Rükû/ 2) Birinci rek'atte olduğu gibi "Allahü Ekber" diyerek rükûa varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-azim" denilir.
/Rükûdan kalkış/ "Semiallâhü limen hamideh" diyerek ayağa kalkılır ve ayakta "Rabbenâ leke'l-hamd" denilir
/Secde/ "Allahü Ekber" diyerek secdeye varılır. Burada üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.
/İki secde arası oturuş/ "Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkılıp dizler üzerine oturulur. Burada "Sübhânellah" diyecek kadar kısa bir an oturulur.Sonra "Allahü Ekber" diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere "Sübhâne Rabbiye'l-â'lâ" denilir.
/Ka'de-i ahire (Namazın sonunda oturuş)/ 7) "Allahü Ekber" diyerek secdeden kalkıp oturulur.
Otururken, el parmakları dizlerin hizasına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır.
Otururken, el parmakları dizlerin hizasına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır.
8) Oturuşta sırasıyla;
a) Ettehiyyatü,
b) Allahümme salli,
c) Allahümme bârik,
d) Rabbenâ âtina... duaları okunur. Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafa çıkarır ve öylece otururlar.
a) Ettehiyyatü,
b) Allahümme salli,
c) Allahümme bârik,
d) Rabbenâ âtina... duaları okunur. Erkekler, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar, ayaklarını yatık olarak sağ tarafa çıkarır ve öylece otururlar.
/ Sağ tarafa selâm verilişi/ Önce başını sağa çevirerek "Esselâmü aleyküm ve rahmetûllâh" denir. Selâm verirken omuzlara bakılır
/Sol tarafa selâm verilişi/ Sonra başını sola çevirerek, "Esselâmü aleyküm ve rahmetûllâh" denilir. Böylece iki rek'at namaz tamamlanmış olur.
/DUA/ Dua ederken, eller göğüs hizasına kaldırılır. Eller göğe doğru açılarak avuçların içi yüze doğru biraz meyilli tutulur ve iki elin arası açık bulundurulur
NAMAZ DUALARI
Sübhaneke
Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük*) ve lâ ilâhe ğayrük) * Ve celle senâük yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.
Allah'ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.
Ettehiyyâtü
Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakâtühüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasülüh.
Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Peygamberidir.
Allâhümme Salli
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd.
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Allâhümme Barik
Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd.
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Rabbenâ âtina
Rabbenâ âtina fid'dünyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn
Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.
Rabbenâğfirlî
Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü'minine yevme yekûmü'l hisâb.
Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.
Kunut Duaları
Allâhümme innâ nesteînüke ve nestağfirüke ve nestehdik. Ve nü'minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsni aleykel-hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük.
Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.
Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nüsalli ve nescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.
Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.
Önemli Açıklama:
Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.
NAMAZ SURELERİ
Fatiha Sûresi
Okunuşu: Elhamdü lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.
Fil Sûresi
Okunuşu: Elem tera keyfe fe'ale rabbüke biashâbilfîl. Elem yec'al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece'alehüm ke'asfin me'kûl.
Anlamı: (Ey Muhammed! Kâbe'yi yıkmaya gelen) Fil sahiblerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.
Kurayş Sûresi
Okunuşu: Li'î lâfi Kurayş'in. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya'büdû rabbe hâzelbeyt. Ellezî et'amehüm min cû'in ve âmenehüm min havf.
Anlamı: Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe'nin Rabbine kulluk etsinler.
Mâun Sûresi
Okunuşu: Era'eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu'ulyetîm. Ve lâ yehüddü alâ ta'âmilmiskîn. Feveylün lilmüsallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. Ellezîne hüm yürâûne. Ve yemne'ûnelmâ'ûn.
Anlamı: (Ey Muhammed!) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler.
Kevser Sûresi
Okunuşu: İnnâ a'taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel'ebter.
Anlamı: (Ey Muhammed!) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.
Kâfirûn Sûresi
Okunuşu: Kul yâ eyyühel kâfirûn. Lâ a'büdü mâ ta'büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a'büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a'büd. Leküm dînüküm veliye dîn.
Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
Nasr Sûresi
Okunuşu: İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.
Anlamı: (Ey Muhammed!) Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.
Tebbet Sûresi
Okunuşu: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ eğnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyeslâ nâren zâte leheb. Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cî dihâ hablün min mesed.
Anlamı: Ebû Leheb'in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.
İhlas Sûresi
Okunuşu: Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O'na denk değildir.
Felak Sûresi
Okunuşu: Kul e'ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Anlamı : (Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.
Nâs Sûresi
Okunuşu: Kul e'ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Mir şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.
Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım.
Önemli Açıklama:
Arapça okumasını bilmeyenlere ezberlemede kolaylık olsun diye sûre ve duaların okunuşları Türk harfleri ile de yazılmıştır. Ancak, Arapça harflerindeki bazı harflerin Türk alfabesindeki karşılıkları olmadığından sûre ve duaların yeni harflerle doğru olarak öğrenilmesi mümkün değildir. Bu sebeple sûre ve duaları, iyi bilen bir öğreticinin ağzından dinleyerek yanlışsız öğrenmek gerekir.
İnsanın ve Alemlerin Yaratılışı ile ilgili bazı ayetler...
İNSANIN YARATILIŞI
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.(ALAK/1-2)
Hem yaratmayı ilkin yapan O'dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O'dur ki, bu O'na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O'nundur. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.(RUM/27)
Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur." (HİCR/26-42)
Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
(Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
(Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."
(İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
(Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
"Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
"Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
(Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."
(Sonra Allah, Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.
Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık. (A'RAF/11-27)
Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik. (EN'AM/98)
And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık. (MÜ'MİNUN/12)
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Onu sağlam bir yerde oturttuk.
Belli bir süreye kadar.
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.(MÜRSELAT/20-23)
O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz? (ZÜMER/6)
Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)
Allah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki yağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir.(NUR/45)
O (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter. (FURKAN/54)
Bir de onlar dediler ki: "Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?
De ki: "İster taş olun, ister demir..."
"İsterse gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun, (Muhakkak öldürülecek ve diriltileceksiniz.) "Onlar: "Bizi kim tekrar diriltecek?" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratmış olan o kudret sahibi." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu." diyecekler. De ki: "Yakın olması gerekir!".
(Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınız. (İSRA/49-52)
Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
Cinleri de hâlis ateşten yarattı. (RAHMAN/14-15)
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken, (KAF/16-17)
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık. (SAFFAT/11)
ALEMLERİN OLUŞU
Göklerin ve yerin gaybını bilmek yalnızca Allah'a mahsustur. Her iş O'na döndürülür. Sen yalnızca O'na ibadet et ve yalnızca O'na dayan. Rabbin yaptıklarınızın hiçbirinden gafil değildir.(HUD/123)
O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?(ENBİYA/30)
O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.(HADİD/4)
O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.(TAHA/5)
Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?(SECDE/4)
Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.(KAF/38)
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.(AHKAF/3)
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.(İSRA/44)
Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah'ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz.(TALAK/12)
De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de O'na eşler koşuyorsunuz ha? O bütün âlemlerin Rabbidir."
O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. (FUSSILET/9-12)
Gökleri ve yeri, yerli yerince yaratan O'dur. Bir şeye "ol" dediği gün hemen oluverir. O'nun sözü haktır. "Sûr"a üfürüldüğü gün de mülk ancak O'nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, hikmet sahibi, her şeyden haberdardır.(EN'AM/73)
O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
Çünkü onlar onu uzak görürler.
Biz ise onu yakın görüyoruz. (MEARİC/3-7)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür. (BAKARA/255)
Bunları kullara rızık olması için (yetiştirmekteyiz). O su ile ölü bir toprağa can verdik, işte hayata çıkış da böyledir.(KAF/11)
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız. (KAF/16)
"Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."(NUH/11)
"Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın." (NUH/12)
"Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?" (NUH/15)
Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış. (NUH/16)
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz. (HİCR/22)
Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz? (EN'AM/95)
Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir. (ŞURA/12)
Güneş'e ve onun parıltısına,
Güneş'in ardından gelen Ay'a,
Güneş'i açıp ortaya çıkaran gündüze,
Onu örten geceye,
Göğe ve onu bina edene,
Yere ve onu döşeyene,
Nefse ve onu biçimlendirene,
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir. (ŞEMS/1-10)
Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler. (YASİN/38-40)
Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır. (CASİYE/5)
Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (LOKMAN/29)
(Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.
Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar. (RAHMAN/19-20)
Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur. Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz. (FATIR/12)
Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."(MÜ'MİN/7)
Allah, O'dur ki sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah'tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir! (MÜ'MİN/64)
Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.
Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız. (KEHF/7-8)
Burçlar sahibi gökyüzüne,
Vaad olunan o güne, (BÜRUC/1-2)
O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir. (BÜRUC/9)
Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.
Levh-i Mahfuz'dadır. (BÜRUC/21-22)
Dağları da birer kazık kılmadık mı?
Sizleri çift çift yarattık.
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
Geceyi bir örtü yaptık. (NEBE/7-10)
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.(ALAK/1-2)
Hem yaratmayı ilkin yapan O'dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O'dur ki, bu O'na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O'nundur. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.(RUM/27)
Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.
Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım."
Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın."
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
Yalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti.
Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur." (HİCR/26-42)
Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
(Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
(Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."
(İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
(Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
"Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
"Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
(Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."
(Sonra Allah, Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.
Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık. (A'RAF/11-27)
Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik. (EN'AM/98)
And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık. (MÜ'MİNUN/12)
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı?
Onu sağlam bir yerde oturttuk.
Belli bir süreye kadar.
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.(MÜRSELAT/20-23)
O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. İşte Rabbiniz Allah O'dur. Mülk O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl haktan çevrilirsiniz? (ZÜMER/6)
Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)
Allah, her hayvanı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki yağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir.(NUR/45)
O (hakir) sudan, bir insan yaratıp ona bir neseb bahşeden ve sıhriyet bağı ile akraba yapan O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter. (FURKAN/54)
Bir de onlar dediler ki: "Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?
De ki: "İster taş olun, ister demir..."
"İsterse gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun, (Muhakkak öldürülecek ve diriltileceksiniz.) "Onlar: "Bizi kim tekrar diriltecek?" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratmış olan o kudret sahibi." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu." diyecekler. De ki: "Yakın olması gerekir!".
(Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınız. (İSRA/49-52)
Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
Cinleri de hâlis ateşten yarattı. (RAHMAN/14-15)
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken, (KAF/16-17)
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık. (SAFFAT/11)
ALEMLERİN OLUŞU
Göklerin ve yerin gaybını bilmek yalnızca Allah'a mahsustur. Her iş O'na döndürülür. Sen yalnızca O'na ibadet et ve yalnızca O'na dayan. Rabbin yaptıklarınızın hiçbirinden gafil değildir.(HUD/123)
O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?(ENBİYA/30)
O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.(HADİD/4)
O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu.(TAHA/5)
Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?(SECDE/4)
Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık, Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı.(KAF/38)
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.(AHKAF/3)
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.(İSRA/44)
Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah'ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz.(TALAK/12)
De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de O'na eşler koşuyorsunuz ha? O bütün âlemlerin Rabbidir."
O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. (FUSSILET/9-12)
Gökleri ve yeri, yerli yerince yaratan O'dur. Bir şeye "ol" dediği gün hemen oluverir. O'nun sözü haktır. "Sûr"a üfürüldüğü gün de mülk ancak O'nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, hikmet sahibi, her şeyden haberdardır.(EN'AM/73)
O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.
Çünkü onlar onu uzak görürler.
Biz ise onu yakın görüyoruz. (MEARİC/3-7)
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür. (BAKARA/255)
Bunları kullara rızık olması için (yetiştirmekteyiz). O su ile ölü bir toprağa can verdik, işte hayata çıkış da böyledir.(KAF/11)
Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız. (KAF/16)
"Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."(NUH/11)
"Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın." (NUH/12)
"Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?" (NUH/15)
Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış. (NUH/16)
Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz. (HİCR/22)
Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz? (EN'AM/95)
Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir. (ŞURA/12)
Güneş'e ve onun parıltısına,
Güneş'in ardından gelen Ay'a,
Güneş'i açıp ortaya çıkaran gündüze,
Onu örten geceye,
Göğe ve onu bina edene,
Yere ve onu döşeyene,
Nefse ve onu biçimlendirene,
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir. (ŞEMS/1-10)
Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler. (YASİN/38-40)
Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır. (CASİYE/5)
Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (LOKMAN/29)
(Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.
Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar. (RAHMAN/19-20)
Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur. Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz. (FATIR/12)
Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."(MÜ'MİN/7)
Allah, O'dur ki sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah'tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir! (MÜ'MİN/64)
Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.
Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız. (KEHF/7-8)
Burçlar sahibi gökyüzüne,
Vaad olunan o güne, (BÜRUC/1-2)
O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir. (BÜRUC/9)
Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.
Levh-i Mahfuz'dadır. (BÜRUC/21-22)
Dağları da birer kazık kılmadık mı?
Sizleri çift çift yarattık.
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
Geceyi bir örtü yaptık. (NEBE/7-10)
İslam İlmihalinden bazıları...
Alay Etmek
Dinimiz bütün Müslümanları kardeş yapmış, kardeşliğe yakışmayan, kardeşler arasını açacak olan her türlü söz ve davranışı da yasaklamıştır. Bu sebeple dinimiz, bir kimse ile alay etmenin, onu incitecek söz söylemenin, kötü ad takmanın büyük günah olduğunu bildirmiş ve bundan sakınılmasını emretmiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Ey Mü'minler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir, Kim de tövbe etmez ise, böylesi kimseler zalimlerdir."Hucurat:11 Peygamberimiz de: "Birbirinize haset etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birbirinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah'ın kulları kardeş olunuz. Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz." buyurmuş, sonra da üç defa göğsüne işaret ederek: "Takvâ işte buradadır, Bir kimsenin kötü olabilmesi için Müslüman kardeşini hor görmesi yeter. Müslüman'ın Müslüman'a kanı, malı, ırzı haramdır"Müslim,Birr,10 buyurmuş ve Müslüman'ı hor görmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu bildirmiştir. Bir insanla alay etmek, onu değersiz görmek demektir. Halbuki insan, saygınlığı olan bir varlıktır. Allah'ın itibar ettiği insanı hakir görmek yanlıştır, hatadır. Kaldı ki, Cenab-ı Hak alay edilen kimsenin Allah katında alay edenden daha değerli olabileceğini bildirmekte, medenî olmayan bu davranıştan vazgeçilmesini emretmektedir. Allah Teâlâ, gerek el ile gerek dil ile şunu bunu itip kakmayı, kırıp incitmeyi âdet edinmiş dedikoducularla ilgili olarak şöyle buyuruyor: "Arkadan çekiştirmeyi ,yüze karşı eğlenmeyi ve başkalarını ayıplamayı ve servet biriktirip onu saymayı adet edinenlere yazıklar olsun. O, malının kendisini ebedi kılacağını mı zanneder? Hayır, andolsun o Hutame'ye atılır. Hutame'nin ne olduğu sana söylendi mi? Allah'ın tutuşturulmuş, yandıkça tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateştir. Onlar bu ateşin içinde sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette kapılar üzerine kapatılmıştır."Hümeze Suresi O halde, başkası ile alay etmek, onu üzer ve incitir. Başkasını haksız yere inciten ise günah işlemiş olur. Çünkü dinimiz, değil insana, diğer canlılara bile eziyet etmeyi haram kılmış, yasaklamıştır.
Anne ve Babaya Asi Olmak
Dinimiz, müslümanın bütün görevlerini iki maddede özetlemiştir.
Birisi, yalnız Allah'a ibadet etmek, diğeri de O'nun yaratıklarına şefkat ve merhamet göstermektedir. Yaratıklar içinde öncelik, anne ve babaya verilmiş, onlara itaat edilmesi emredilmiştir. Çünkü insanı yaratan Allah'tır. Anne ve baba dediğimiz "ebeveyn" de onun dünyaya gelmesine sebeptirler. Ayrıca onu yetiştirip terbiye edilmesini ve topluma yararlı bir insan haline gelmesini sağlayan kişilerdir. Bu uğurda her türlü fedakarlığa, bir karşılık beklemeden seve seve katlanan onlardır.
Bu itibarla insan, önce kendisini yoktan var eden Allah'a ibadet etmek, sonra da onun var olmasının sebeb olan anne ve babasına itaat etmekle yüklümüdür. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de (İsra,17-23) ve hadis-i şeriflerde (Buhari, Cihat, 1;Müslim.İman,36) böylece bildirilmiştir. İşte bunun içindir ki, dinimiz anne ve babaya saygısız davranmayı ve asi olmayı yasaklamış ve bunu büyük günahlardan saymıştır.
Berat Gecesi
Kameri aylardan Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece BERAT gecesidir.
Berat sözü "Beraet" kelimesinin kısaltılmış şeklidir. Borçtan, suç ve cezadan, hastalıktan kurtulmak demektir. Buna göre "Berat Gecesi" günahlardan kurtuluş gecesi demektir.
Müslümanlar tarafından bu gecenin derin bir saygı ve heyecan ile kutlanmasının sebebi budur.
Bu geceye mağfiret gecesi de denilmiştir. Çünkü bu gecede pek çok kimseyi Cenab-ı Hakk'ın affedeceği peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.
Peygamberimiz bu geceyi ibadetle geçirmiştir.
Beyhaki'nin Ala b. el-Haris kananılıyla rivayet etmiş olduğu bir Hadisi-i Şerifte Hz. Aişe(r.a) şöyle demiştir:
Peygamberimiz bir gece kalktı namaz kıldı. Secdeyi öyle uzattı ki secdede öldü sandım. Bunu görünce kalktım. elimle ayağına dokununca kımıldadı (sevindim) ve yerime döndüm. Secdede şöyle niyat ettiğini duydum:
-Allah'ım azabından affına, gadabından rızana sağınıyor, senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir. Sana yaptığım senayı senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim.
Başını secdeden kaldırıp namazı bitirince:
- Aişe, Allah'ın Resulu sana haksızlık edecek mi sandın? buyurdu. Ben: -Hayır, vallahi, ya Resulallah, böyle sanmadım. Ancak secdede uzun süre kaldığın için öldünsandım, dedim. Bunun üzerine Paygamberimiz:
- Bu gece hangi gecedir, biliyormusun? buyurdu Ben:
- Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedim. paygamberimiz:
-" Bu gece Şabanın onbeşinci gecesidir. Allah Teala Şabanın onbeşinci gecesinde kullarına rahmetiyle tecelli buyurarak af dileyenleri bağışlar merhamet isteyenlere rahmet eder, içini kin bürümüş olanları ise kendi hallerine bırakır. " buyurdu.
Berat gecesine mahsus bir namaz ve ibadet yoktur.
Bu gece, kur'an okuyrak, dua ve istigfar ederek kaza ve nafile namazı kılarak ve yoksullara yardım ederek ihya edilir.
BÜYÜK GÜNAHLAR
Yüce Allah buyuruyor:
"Eğer size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" (Nisa:31)
Rasullulah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyuruyor: "Helak edici yedi günahtan sakının: Allah'a şirk koşmak, sihir, adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, savaş meydanından kaçmak, masum kadınlara iftira atmak "(Buhari,2766)
Aşağıdakiler İmam Zehebi'nin Kitabu'l-Kebair adlı kitabından sadece bir kısmıdır.
YÜCE ALLAH'A ŞİRK KOŞMAK
ADAM ÖLDÜRMEK
NAMAZI TERKETMEK
SİHİR
ZEKAT VERMEMEK
ANNE BABAYA KARŞI GELMEK
FAİZ YEMEK
HIRSIZLIK
YALAN SÖYLEMEK
ZİNA ETMEK
İÇKİ İÇMEK
İNTİHAR
LANET OKUMAK
AKRABA ZİYARETİNİ KESMEK
SAVAŞ MEYDANINDAN KAÇMAK
YOL KESMEK
İNSANLARIN MALLARINI ZULÜM İLE ALMAK
KİBİR, GURUR, KENDİNİ BEĞENME UCUB, BAŞKALARINI HOR GÖRME
ÖZÜRSÜZ OLARAK RAMAZAN ORUCUNU YEMEK
İFFETLİ KADINLARA İFTİRA ATMAK
KÖTÜ HAKİM
KAN, ÖLÜ VE DOMUZ ETİ YEMEK
RİYA
HİYANET
BAŞA KAKMA
MÜNECCİM VE KAHİNLERE İNANMAK
KOĞUCULUK
ALLAH'TAN BAŞKASI ADINA HAYVAN KESMEK
ÖLÇÜ VE TARTIDA HİLE YAPMAK
BABASINDAN BAŞKASINI BABA OLARAK İDDİA ETMEK
UĞURSUZLUĞA YORMA
KUMAR
BÜYÜK MELEKLER
1) Cebrâil: Meleklerin en büyüğüdür. Görevi: Allah ile peygamberler arasında elçilik yapmak, Allah'ın kitaplarını peygamberlere getirmektir. Kitabımız Kur'an-ı Kerim'i Allah'tan Peygamberimize getiren Cebrâil'dir.
2) Mikâil: Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir. (Yağmur yağması, rüzgâr esmesi, ekinlerin bitmesi v.s. gibi)
3) İsrâfil: Kıyametin kopması ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmeleri ile görevlidir.
4) Azrâil: Ömrü sona eren insanların canlarını almakla görevlidir.
Bu dört büyük melekten başka, diğer meleklerden bazıları da şunlardır:
Kirâmen Kâtibin: Her insanın biri sağında, diğeri solunda iki melek bulunur. Bunlara Kirâmen Katibin denir. Sağındaki melek, insanın yaptığı iyi işleri, solundaki ise kötü işleri yazar. Böylece her insana ait iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı "Amel defteri" meydana gelir.
Münker ve Nekir: Bunlar, öldükten sonra kabirde insanlara soru sormakla görevli meleklerdir.
Rıdvan: Cennetteki meleklerin başkanıdır.
Mâlik: Cehennemde görevli olan meleklerin başkanıdır
Cin ve Şeytan
Meleklerden başka Allah'ın cin ve şeytan gibi yine bizim göremediğimiz, fakat var olduklarında şüphe olmayan yaratıkları vardır. bunların varlığını Kur'an-ı Kerim haber vermektedir. Kur'an-ı Kerim'in her haberi gibi bu da doğrudur.
Cin, insanoğlundan önce yaratılmıştır. Cinler, Allah'ın izniyle çeşitli şekillere girerler. Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremezler.
Cinler de biz insanlar gibi, Allah'ı tanıyıp, O'na ibadet etmekle yükümlüdürler.
"Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım"
Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim, cinlerden bir kısmının , Peygamberimizi Kur'an okurken dinleyerek iman ettiğini, sonra da gidip bunu diğer cin topluluklarına haber verdiklerini bildirmektedir.
Şeytan da cinlerden olup göremediğimiz varlıklardan birisidir.
Şeytan, ilk insan ve ilk Peygamber Adem aleyhi's-selam'dan önce yaratılmıştır. Uzun süre Allah'a ibadet etmiş ve melekler arasında yer almıştır.
Allah Teala, Adem aleyhi's-selam'ı yaratınca meleklere, ona secde etmelerini emretmiş, bütün melekler bu emre uyarak Adem aleyhi's-selam'a secde etmişlerdir. Şeytan ise bu emre uymamış: "Ben ondan daha hayırlıyım, çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarttın" diyerek Adem aleyhi's-selam'a secde etmemiştir.
Bunun üzerine Allah: "Öyle ise oradan çık, çünkü artık kovuldun." buyurarak onu rahmetinden uzaklaştırmıştır. şeytan, Allah'tan insanların dirilecekleri güne kadar yaşama izni istemiş. Bu da kendisine verilmiştir. Bundan sonra şeytan, yeryüzünde yaşayan insanları tüm imkanlarıyle Allah'a giden yoldan uzaklaştırıp sapıtacağını söyleyerek Allah'ın katından ayrılmıştır.
Kur'an'da "İblis" olarak da adı geçen şeytan'ı, Allah insanoğlunun düşmanı olarak tanıtmış ve böylece tanınmasını istemiştir.
DİN
Din, ilk insanla birlikte doğal olarak var olmuştur. İnsan var olduğu sürece de devam edecektir. Çünkü insanın yaratılışında, kendisini yoktan var edeni bilme, O'na inanma, bağlanma, kulluk yapma duygusu ve ihtiyacı vardır. Fıtratı bozulmamış bir insanda bu ihtiyaç mutlaka kendisini gösterir ve tıpkı fiziki varlığın yeme, içme bilmeye, o'na inanmaya ve bağlanmaya ihtiyaç duyar. İnsan, fıtratındaki bu duyguyla aklını kullanarak, yaratanının varlığını ve birliğini kavrayabilir. Ancak, yaratıcısının, kendisinin mutluluğu için ondan neler istediğini, hangi davranışlarından razı olup hangilerinden hoşlanmayacağını, kısacası o'nun hoşnutluğunu nasıl elde edeceğini, bunun yanında, sinirli olarak yaratılmış bulunan insan aklının, mücerred düşünmekle ulaşamayacağı birtakım soyut meseleleri bilemez. İşte sınırlı olarak yaratılmış bulunan insan aklının, tek başına çözemeyeceği bu tür meselelerin cevabını ancak hak din verebilir.
Bunun için Allah, insanlar içinden peygamber görevlendirerek onlar aracılığıyla insanları dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıracak esasları insanlara bildirmiştir. İşte Allah'ın Peygamberleri aracılığıyla akıl sahiplerine gönderdiği, onları kendi irade ve seçimleriyle doğruya ve mutluluğa ulaştıran bu hayat düzenine din denir.
Dini kuralların koyucusu Yüce Allah'tır. Peygamberler dahil hiç bir kimsenin din koyma yetkisi yoktur. Peygamberler, dini hükümleri tebliğ etmekle yükümlüdürler. Tarih boyunca insanların din olarak ortaya koydukları birtakım ilke ve kurallar hiçbir zaman hak din niteliği taşımaz. Vahye dayanmayan yani bir peygamber tarafından tebliğ edilmemiş olan bu gibi sistemler, insanlığı maddi ve manevi bütün yönleriyle kuşatıcı özelliğe sahip olamaz. Bunun yanında asılları vahye dayanmakla birlikte, temel ilkeleri korunmamış ve zaman içinde asliyetini yitirip bambaşka şekiller alarak bozulmuş dinler de vardır.
Ecel ve Rızık
Rızık: Allah Teala'nın canlılara yiyip içmek ve hayatlarını devam ettirmek üzere verdiği şeylere rızık denir.
Rızkı yaratan da veren de yalnız Allah'tır. Çünkü O'ndan başka rızık verici yoktur(Hid11/6). İnsan rızkını hangi yoldan isterse Allah "Teala o yoldan verir. Ancak helal olmayan yollara ve çarelere baş vurursa suç işlemiş olur. Çünkü Allah Teala rızık için helal ve meşru yolların seçilmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:
"Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helal ve temiz olanlarından yiyin."
Herkes kendi rızkını yer Hiç kimse bir başkasının rızkını yiyemiyeceği gibi başka birileri de onun rızkını yiyemez.
Ecel: Allah Teala yarattığı her canlı için belli bir yaşama süresi koymuştur. Bu sürenin, yani ömrün sonuna ecel denir.
Her ne suretle olursa olsun ecel dediğimiz bu vakit gelince ölüm olayı meydana gelir, bir dakika bile sonraya kalmaz. Yaratan ve yaşatan Allah olduğu gibi, öldüren de yani ölümü yaratan da O'dur. O'ndan başka yaratıcı ve öldürücü yoktur.
Ecel birdir. Öldürülmüş olan veya bir kazada hayatını kaybetmiş olan insan da eceliyle ölmüştür.
Faiz Haram mıdır?
Faiz haramdır ve büyük günahlardandır.
Şüphe yok ki, Cenab-ı Hakk'ın haram kıldığı her şeyde bizim için bir takım zararlar vardır. Bu zararlardan korunmamız, Alah'ın yasakladığı şeylerden sakınmakla mümkündür.
Faiz de, böyle bir takım zararları olan bir yasaktır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Faiz karşılığı olmayan bir kazançtır. Verilen yüz gram altına karşılık alınan yüz on gramda on gram karşılıksız alınmış demektir. Oysa insanların malları, canları gibi dokunulmazdır. Başkasına ait olan bir malı karşılıksız almanın izahı yoktur.
2. Faiz fiatları artırır.
Faizli kredi kullananlar faizi de maliyete ekledikleri için fiatların artmasına ve tüketicinin geçim darlığı çekmesine sebeb olur.
3. Faiz insanları çalışıp kazanmak ve üretim ile meşgul olmaktan alıkor. Çünkü ellerinde bulunan sermayeyi faize vermek suretiyle artırıp geçinen kimseler ticaret ve sanatla uğraşma zahmetine katlanmak istemezler. Bu sebeble yüksek üretim yapmaya yetenekli olan bir çok kimseden iş dünyası mahrum kalır. Halbuki toplum, ticaret ve sanat gibi faaliyetlerle refah düzeyine erişir.
4.Faiz, insanları birbirlerine borç vermek suretiyle yardımlaşmalarına, bir birlerinin dert ve sıkıntıları ile ilgilenmelerine engel olur. Bu ise toplum bireyleri arasında birlik ve dayanışmanın zayıflamasına sebeb olur.
5. Faizin yaygın olduğu toplumlarda zengin ile fakir arasındaki refah farkı gittikçe büyür: zengin daha zengin, fakir de daha fakir olur. Bu ise bir takım sosyal dengesizliklerin doğmasına ve toplumu rahatsız eden gelişmelere sebeb olur.
6. Faizcilik yapmayanlar ellerindeki bu imkanı kullanmamak suretiyle zarar etmiş görülebilirler. Fakat bunlar, nefislerinin arzu ve isteklerine uymayarak, yüce yaratıcının emrini yerine getirmek için, O'nun ecir ve mukafatına ererler. Bir taraftan da Cenab-ı Hak onların faiz karışmayan ve içinden Allah hakkı verilen servetlerini bereketlendirir ve çoğaltır. Nitekim Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurulmuştur.
"Allah faizi mahveder (faiz karışan malın berektini giderir) Sadakaları çoğaltır (içinden sadaka verilen malları bereketlendirir).."
Kehanet ve Falcılık
Kehanet, gelecek zamanda olacak bir olayı önceden haber vermek demektir. bu işle uğraşana yani gelecekten haber verdiğine inanılan kimseye de "Kahin" denir. İnsan, tarihin her devrinde ve hemen her toplumda geleceğe ait olayları ön- ceden öğrenmek istemiştir. Kehanet ve falcılık ise bu isteğe bir cevap olarak ortaya çıkmıştır. Dinimiz her çeşit hurafe ile mücadele ederken, kehanetle ve falcılıkla da mücadeleyi ihmal etmemiştir. Çünkü kahin ve falcı, gelecekte olup bitecek olaylardan haber vermek üzere ortaya çıkan bir takım çıkarcı açık gözlerdir. Bildiklerini iddia ettikleri şey gayb bilgisidir. Bunu ise Allah'tan başka hiç kimse bilmez. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır. Onun için gaybı ancak O bilir..." En'am:59 "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez."Neml:65 "(Ey Muhammed!) De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmem, size ben bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyolunan Kuran'dan başkasına uymam.." En'am:50 Kıyametin ne zaman kopacağı sorusuna Peygambermiz: "Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir." diye cevap vermiştir.Buhari,iman,37 Bütün bunlar gösteriyor ki. kâhinlerin bildiklerini iddia ettikleri geleceğe ait bilgileri Allah'tan başka kimse bilmez. Bunun için kâhine gidip ondan geleceğe ait bilgi istemeyi dinimiz yasaklamıştır. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kim kahine veya arrafa (yitiğin veya çalınan malın yerini haber verdiğine inanılan kimse) 'ye gider ve onun söylediğini tasdik ederse, o kimse Muhammed (sallallahu aleyh 'i ve sellem) , e indirileni inkâr etmiş olur." et-Terğib ve't-Terhib c.4 s.34 "Her kim arrafa (çalınan bir şeyin veya yitiğin yerini haber veren kimse) ye gelip ondan bir şey sorar da onu tasdik ederse ,o kimsenin kırk gün namazı kabul olmaz." Müslim,Selam,35 Falcılık da kehanet gibi gelecekten haber vermektir ki. dinimizce yasaktır ve günahtır. İslamiyet'ten önce Arapların "Ezlâm" denilen fal okları ile yaptıkları falcılık çok yaygın idi. Bu oklar üç parça idi. Bunlardan birinde "yap", öbüründe "yapma" yazılı idi. üçüncüsü de boştu. Bir iş yapmak isteyen veya yola çıkmayı düşünen kimse bu işin ve bu yolculuğun yararlı olup olmadığını bu oklarla anlamak isterdi. "Yap" yazılı ok çıkarsa yapmak istediği işi yapar veya yola çıkardı, "yapma" yazılı ok çıktığında da o işi yapmaz veya yola çıkmazdı. Boş olan okun çıkması halinde de yazılı ok çıkıncaya kadar fala devam ederdi. İslâmiyet gelince, bütün aslı olmayan anlayışlar gibi bunu da yasaklamış ve bunun şeytan işi pislik olduğunu bildirmiştir.Maide:90 Yasak olan sadece "ezlâm" denilen oklarla fala bakmak değil, bu gün yıldız, kahve, bakla, iskambil kağıdı gibi araçlarla yapılan falcılık günah olduğu gibi, bunlara inanmak da günahtır.
Fitre (Fıtır Sadakası)
Fitre, Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadakadır. Bayramdan önce verilmesi iyidir. Bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin, hem kendisinin, hem de ergenlik çağına gelmemiş olan çocuklarının fitrelerini vermesi vaciptir. Fakir olan çocuğun babası ölmüş veya fakir ise babasının babası torununun fitresini verir. Bir kimse karısının ve büyük çocuklarının fitresini vermekle mükellef değildir. Bunlar zengin iseler fitrelerini kendilerinin vermesi lazımdır. Karısının ve aile içindeki büyük çocuklarının fitrelerini onların izni olmadan verebilir. Aile içinde olmayan büyük çocukların fitrelerini ise onların izni ile verebilir. Bir kimse babasının ve anasının fitrelerini vermekle yükümlü değildir.
Gıybet (Çekiştirmek)
Büyük günahlardan birisi de gıybettir. Ebû Hureyre (r.a.)'nin rivayetine göre, Peygamberimiz: - Gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu. Ashab: - Allah ve Peygamberi daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: - Kardeşini gıyabında (arkasında) onun hoşlanmadığı bir şey ile anmandır, buyurdu. Ashab: - Kardeşimde dediğim varsa ne buyurursunuz? dediler Peygamberimiz: - Eğer dediğin ayıp, kardeşinde varsa o zaman gıybet olur. Yoksa, ona bühtan ve iftira etmiş olursun, buyurdu.Müslim,Birr,20;Ebu Davud,Edeb 40 İnsanın en çok dikkat etmesi gerekli organlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dilidir. Peygamberimiz: "Bir İnsan, manasını düşünmeden bir söz söyleyiverir ki, o yüzden cehennemin, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzak bir yerine düşer."Müslim,Zühd,6 buyurmuş ve dilimize sahip olmamızı öğütlemiştir. Dilin pek çok manevi hastalıkları vardır. Bunlardan birisi de gıybettir. Gıybet, yukarıdaki hadis-i şerifte de ifade buyurulduğu üzere, bir insanın arkasından onun kusurunu söylemek, onu çekiştirmektir. Bu kusur. onun fiziğiyle. soyu ile, ahlâkiyle, kılık ve kıyafetiyle. dini ile ilgili olabilir. Boyu kısadır, babası kötü bir insandır, riyâkârdır, yalancıdır, kumarbazdır, güvenilmez kişidir gibi. Bu ve benzeri kusur ve ayıpları din kardeşinin gıyabında söylemek gıybettir ve günahtır. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Biriniz diğerini gıybet etmesin, sizden biri ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Elbette bundan tiksindiniz. O halde Allalı'tan korkunuz. Allah, tevbeleri kabul eder, çok esirger."Hucurat:12 İmam Gazâlî, gıybetin, belli başlı sebeplerinden birinin kin olduğunu söylüyor . Bir kimse başkasına duyduğu kin sebebiyle onu çekiştirmekten ve aleyhinde konuşmaktan zevk alır diyor. Halbuki mü'min kin gütmez. Ona yakışan bağışlamaktır. hoş görmektir. Hz. Aişe diyor ki, ben bir gün Peygamberimize: - Ey Allah'ın Resûlü, Safiyye'nin -ki bu da Peygamberimizin eşi idi- şöyle, böyle oluşu- râvilerden bazılarına göre kısa boylu oluşunu kastederek- sana yeter, demiştim de Peygamberimiz: -"Aişe, öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denizin suyu ile karışsa her halde onu bozardı.” Hz. Aişe diyor ki: Ben yine bir gün Peygamberimize bir kimsenin fizikî durumu ile davranışlannı taklid ve hikâye etmiştim. Bunun üzerine Peygamberimiz - Karşılığında bana dünyayı verseler bile bir insanı hoşlanmıyacağı bir şey ile taklit ve tavsif etmeyi kesinlikle sevmem,Ebû Davud,Edeb,40;Tirmizi Birr,20 buyurdu. Peygamberimiz, müslüman kardeşini gıyabında çekiştirenlerin korkunç bir şekilde azab edileceklerini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Ben miraç ettirildiğim gece, bir kavmin yanından geçtim. Bunlar, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Ben: - Ey Cebrâil, bunlar kimlerdir? diye sordum. - Bunlar, insanların etlerini yiyen-gıybet edenler, onların şeref ve iffetlerine dokunanlardır, dedi." Ebu Davut,Edeb,40 Gıybet etmek günah olduğu gibi, yapılan gıybeti dinlemek de günahtır. Müslüman, kardeşi bir yerde çekiştirilirken, onun iffet ve namusuna dokunulurken, bunu duyan kimseye düşen görev, buna mani olmaktır. Çünkü, bir müslümanın kanı ve malı gibi, ırz ve namusu da haramdır yani, her türlü tecavüzden korunmuştur. Peygamberimiz buyuruyor ki: "Bir kimse, kardeşinin ırzı ve şerefini çekiştirene karşı onu savunursa,: Allah Teâlâ kıyamet günü o kimseyi Cehennem'den uzaklaştırır."Tirmizi,Birr,20 Gıybet eden kimse günahkârdır. Bu günahından kurtulmak için yalnız tövbe etmek, Allah'tan af ve bağış dilemek yeterli değildir. Hem tövbe etmeli, hem de gıybet ettiği kardeşine giderek ondan hakkını helal etmesini dilemelidir. Ancak o zaman bu günahtan kurtulmuş olur.
Gusül Abdest ve Teyemmüm
GUSÜL (BOY ABDESTİ) Kuru hiç bir yer bırakmamak üzere bedenin her tarafını yıkamaya gusül denir.
Gusül yapmayı gerektiren haller:
1) Cünüplük Hali:
a) Erginlik çağında olan kadın ve erkeğin cinsi ilişkide bulunması
b) Uykuda veya uyanıkkken kadın veya erkeğin belirli organlarından bilinen sıvının gelmesi.
2) Her ay belirli zamanlarda kadınlarda görülen âdet hâlinin bitmesi,
3) Doğum yapan kadınlarda lohusalık hâlinin sona ermesi.
Bu durumda olanların gusül yapmaları farzdır.
Gusülsüz Yapılamayan İşler
Gusül yapması farz olan kimse yıkanmadıkça şunları yapamaz:
1) Namaz kılamaz.
2) Kur'an okuyamaz.
3) Kur'an'a el süremez.
4) Kâbeyi tavaf edemez.
5) Bir zorunluluk olmadıkça câmiye giremez.
Ayrıca kadınlar, âdet gördükleri günlerde ve lohusalık hallerinde oruç tutamazlar.
Gusül yapmayı gerektiren haller bulunmadığı zaman bile cuma ve bayram namazları için gusletmek (yıkanmak) sünnettir.
Guslün Farzları
Guslün Farzları Üçtür:
1) Ağıza su alıp boğaza kadar çalkalamak,
2) Buruna su çekip yıkamak,
3) Bütün vücudu (iğne ucu kadar kuru yer bırakmıyarak) yıkamak.
Gusül Nasıl Yapılır
Gusül yapacak olan bir kimse önce besmele okur ve yıkanmaya niyet eder. Ellerini bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini yıkayıp temizler.
Bundan sonra sağ avucu ile ağzına üç kere su alır ve her defasında boğazına kadar ağzının içini iyice çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder, sonra sağ avucu ile burnuna üç kere su çekip her defasında sol eli ile sümkürür ve burnunu temizler.
Bundan sonra yukarıda anlattığımız gibi abdesti tamamlar. Abdest bitince evvelâ üç defa başına, daha sonra üç defa sağ omuzuna, üç defa da sol omuzuna su dökerek yıkanır. Suyu her döküşte ellerinin erebildiği yere kadar vücudunu oğuşturur. İğne ucu kadar kuru yer bırakmamak üzere vücudun her tarafını üç defa iyice yıkar.
Yıkanırken:
Göbek boşluğu, kulakların iç kıvrımları, küpe delikleri, diş araları, bıyık, saç ve sakal ile bunların diplerinin ıslanmasına özellikle dikkat edilir. Gusülde dua okunmaz, üzerinde bir örtü yoksa kıbleye dönülmez ve gereksiz yere konuşulmaz. İşte farzlarına ve sünnetlerine riayet edilerek yapılan gusül budur.
Gusül yapması gereken bir kimse, ağzına ve burnuna su alıp iyice çalkaladıktan sonra akar bir suya, denize veya büyük bir havuza girerek vücudunun her tarafını ıslatırsa gusül yapmış olur.
Teyemmüm
Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları meshetmektir
İki Bayram Arası Nikah Kıyılırmı?
Bazı yerlerde, halk arasında bir inanç var. Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arası kasdedilerek: "İki bayram arasında nikah kıyılmaz" deniliyor. Bu sözün dini bir dayanağı yoktur. Ancak bu, bir yanlış anlama sonucu ortaya çıkmıştır. Bu sebeple iki bayram arasında düğün yapmak ve nikah kıymakta dini yönden bir sakınca yoktur.
Hatta Peygamberimizin hanımı Hz.Aişe'nin nikahı iki bayram arasında, Şevval ayında kıyılmıştır.
KADER ve KAZA
Kader ve kaza ne demektir?
Sözlükte ölçmek, tahmin etmek ölçüp takdir ederek tayin etmek; güç yetirmek ve kudret anlamlarına gelen kader, dinî bir terim olarak, Allah'ın ebede kadar olacak şeyleri, bunların zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, nasıl ve ne zamanda olacaklarsa onların tamamını ezelde bilip bu bilgi doğrultusunda takdir etmesine denir. Bu durumda kader Allah'ın ilim sıfatını ilgilendirmektedir. O halde kader, Allah'ın ilmi doğrultusunda, kainatı ve ondaki her şeyi belli bir düzen ve ölçüye göre idare eden ilâhî bir kanundur. Bu konuda Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (Kamer 54/49); “Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O'nun katında bir ölçüyledir.” (Ra'd,13/8); “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçü ile indiririz.” (Hicr 15/21); “… O her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.” (Furkân,25/2). "Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır." (Hadîd 57/22).
Kazâ ise, Cenab-ı Hakk'ın ezelde irade etmiş olduğu ve takdir buyurduğu şeylerin, zamanı gelince her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun bir biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Bu takdirde kaza, Allah'ın tekvin sıfatını ilgilendiren bir konu olmaktadır. Bu tanım, İmam Mâtüridî ve taraftarlarına göredir. Eş'arîler ise kazayı daha farklı bir şekilde tarif etmişlerdir: Kaza; hüküm mânâsınadır. Allah'ın eşyayı sonradan nasıl olacaksa ezelde öylece irade etmesidir. Kader ise, Allah'ın her şeyi vakti gelince, ezelî ilmine uygun olarak, irade ettiği şekilde yaratmasıdır.
Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?
Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına gelmektedir. Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır. Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allâh'ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.
"…Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Yunus 10/49); "Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Münâfikûn 63/11).
Rızık Nedir?
Sözlükte azık, yenilen, içilen ve faydalanılan şey anlamına gelen rızk, terim olarak, Yüce Allâh'ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şey demektir. Buna göre rızk, helal olabileceği gibi, haram da olabilir.
Rızk konusunda benimsenen temel prensipler şunlardır:
1. Rızkı yaratan ve veren ancak Allâh'dır. Kur'an'da, "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allâh'a ait olmasın..." (Hud 11/6) buyurulmaktadır. Başka bir ayette de Allah'ın, dilediğine bol rızk verip, dilediğinin rızkını daralttığı ifade edilmektedir (Şûra 42/12). Kul, Allâh'ın evrende geçerli tabii kanunlarını gözeterek çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur. Allâh da onun bu tercihine ve çabasına göre rızkını yaratır. Allâh'ın yegane rızk veren olması, tembellik yapmayı, çalışmamayı, yanlış bir tevekkül anlayışına sahip olmayı gerektirmez.
2. Haram olan şey de, rızk kapsamındadır. Fakat Allâh'ın haram olan rızkı, kulun kazanmasına rızası yoktur. Kur'an'da, "Artık Allâh'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızklardan yeyin..." (Nahl 16/114) buyurularak, helal yenilmesi emredilmiş, haram yasaklanmıştır.
3. Herkes kendi rızkını yer; hiç kimse başkasının rızkını yiyemez.
Dinimiz bütün Müslümanları kardeş yapmış, kardeşliğe yakışmayan, kardeşler arasını açacak olan her türlü söz ve davranışı da yasaklamıştır. Bu sebeple dinimiz, bir kimse ile alay etmenin, onu incitecek söz söylemenin, kötü ad takmanın büyük günah olduğunu bildirmiş ve bundan sakınılmasını emretmiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Ey Mü'minler, bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir, Kim de tövbe etmez ise, böylesi kimseler zalimlerdir."Hucurat:11 Peygamberimiz de: "Birbirinize haset etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birbirinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah'ın kulları kardeş olunuz. Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz." buyurmuş, sonra da üç defa göğsüne işaret ederek: "Takvâ işte buradadır, Bir kimsenin kötü olabilmesi için Müslüman kardeşini hor görmesi yeter. Müslüman'ın Müslüman'a kanı, malı, ırzı haramdır"Müslim,Birr,10 buyurmuş ve Müslüman'ı hor görmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu bildirmiştir. Bir insanla alay etmek, onu değersiz görmek demektir. Halbuki insan, saygınlığı olan bir varlıktır. Allah'ın itibar ettiği insanı hakir görmek yanlıştır, hatadır. Kaldı ki, Cenab-ı Hak alay edilen kimsenin Allah katında alay edenden daha değerli olabileceğini bildirmekte, medenî olmayan bu davranıştan vazgeçilmesini emretmektedir. Allah Teâlâ, gerek el ile gerek dil ile şunu bunu itip kakmayı, kırıp incitmeyi âdet edinmiş dedikoducularla ilgili olarak şöyle buyuruyor: "Arkadan çekiştirmeyi ,yüze karşı eğlenmeyi ve başkalarını ayıplamayı ve servet biriktirip onu saymayı adet edinenlere yazıklar olsun. O, malının kendisini ebedi kılacağını mı zanneder? Hayır, andolsun o Hutame'ye atılır. Hutame'nin ne olduğu sana söylendi mi? Allah'ın tutuşturulmuş, yandıkça tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateştir. Onlar bu ateşin içinde sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette kapılar üzerine kapatılmıştır."Hümeze Suresi O halde, başkası ile alay etmek, onu üzer ve incitir. Başkasını haksız yere inciten ise günah işlemiş olur. Çünkü dinimiz, değil insana, diğer canlılara bile eziyet etmeyi haram kılmış, yasaklamıştır.
Anne ve Babaya Asi Olmak
Dinimiz, müslümanın bütün görevlerini iki maddede özetlemiştir.
Birisi, yalnız Allah'a ibadet etmek, diğeri de O'nun yaratıklarına şefkat ve merhamet göstermektedir. Yaratıklar içinde öncelik, anne ve babaya verilmiş, onlara itaat edilmesi emredilmiştir. Çünkü insanı yaratan Allah'tır. Anne ve baba dediğimiz "ebeveyn" de onun dünyaya gelmesine sebeptirler. Ayrıca onu yetiştirip terbiye edilmesini ve topluma yararlı bir insan haline gelmesini sağlayan kişilerdir. Bu uğurda her türlü fedakarlığa, bir karşılık beklemeden seve seve katlanan onlardır.
Bu itibarla insan, önce kendisini yoktan var eden Allah'a ibadet etmek, sonra da onun var olmasının sebeb olan anne ve babasına itaat etmekle yüklümüdür. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de (İsra,17-23) ve hadis-i şeriflerde (Buhari, Cihat, 1;Müslim.İman,36) böylece bildirilmiştir. İşte bunun içindir ki, dinimiz anne ve babaya saygısız davranmayı ve asi olmayı yasaklamış ve bunu büyük günahlardan saymıştır.
Berat Gecesi
Kameri aylardan Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece BERAT gecesidir.
Berat sözü "Beraet" kelimesinin kısaltılmış şeklidir. Borçtan, suç ve cezadan, hastalıktan kurtulmak demektir. Buna göre "Berat Gecesi" günahlardan kurtuluş gecesi demektir.
Müslümanlar tarafından bu gecenin derin bir saygı ve heyecan ile kutlanmasının sebebi budur.
Bu geceye mağfiret gecesi de denilmiştir. Çünkü bu gecede pek çok kimseyi Cenab-ı Hakk'ın affedeceği peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.
Peygamberimiz bu geceyi ibadetle geçirmiştir.
Beyhaki'nin Ala b. el-Haris kananılıyla rivayet etmiş olduğu bir Hadisi-i Şerifte Hz. Aişe(r.a) şöyle demiştir:
Peygamberimiz bir gece kalktı namaz kıldı. Secdeyi öyle uzattı ki secdede öldü sandım. Bunu görünce kalktım. elimle ayağına dokununca kımıldadı (sevindim) ve yerime döndüm. Secdede şöyle niyat ettiğini duydum:
-Allah'ım azabından affına, gadabından rızana sağınıyor, senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir. Sana yaptığım senayı senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim.
Başını secdeden kaldırıp namazı bitirince:
- Aişe, Allah'ın Resulu sana haksızlık edecek mi sandın? buyurdu. Ben: -Hayır, vallahi, ya Resulallah, böyle sanmadım. Ancak secdede uzun süre kaldığın için öldünsandım, dedim. Bunun üzerine Paygamberimiz:
- Bu gece hangi gecedir, biliyormusun? buyurdu Ben:
- Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedim. paygamberimiz:
-" Bu gece Şabanın onbeşinci gecesidir. Allah Teala Şabanın onbeşinci gecesinde kullarına rahmetiyle tecelli buyurarak af dileyenleri bağışlar merhamet isteyenlere rahmet eder, içini kin bürümüş olanları ise kendi hallerine bırakır. " buyurdu.
Berat gecesine mahsus bir namaz ve ibadet yoktur.
Bu gece, kur'an okuyrak, dua ve istigfar ederek kaza ve nafile namazı kılarak ve yoksullara yardım ederek ihya edilir.
BÜYÜK GÜNAHLAR
Yüce Allah buyuruyor:
"Eğer size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" (Nisa:31)
Rasullulah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyuruyor: "Helak edici yedi günahtan sakının: Allah'a şirk koşmak, sihir, adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, savaş meydanından kaçmak, masum kadınlara iftira atmak "(Buhari,2766)
Aşağıdakiler İmam Zehebi'nin Kitabu'l-Kebair adlı kitabından sadece bir kısmıdır.
YÜCE ALLAH'A ŞİRK KOŞMAK
ADAM ÖLDÜRMEK
NAMAZI TERKETMEK
SİHİR
ZEKAT VERMEMEK
ANNE BABAYA KARŞI GELMEK
FAİZ YEMEK
HIRSIZLIK
YALAN SÖYLEMEK
ZİNA ETMEK
İÇKİ İÇMEK
İNTİHAR
LANET OKUMAK
AKRABA ZİYARETİNİ KESMEK
SAVAŞ MEYDANINDAN KAÇMAK
YOL KESMEK
İNSANLARIN MALLARINI ZULÜM İLE ALMAK
KİBİR, GURUR, KENDİNİ BEĞENME UCUB, BAŞKALARINI HOR GÖRME
ÖZÜRSÜZ OLARAK RAMAZAN ORUCUNU YEMEK
İFFETLİ KADINLARA İFTİRA ATMAK
KÖTÜ HAKİM
KAN, ÖLÜ VE DOMUZ ETİ YEMEK
RİYA
HİYANET
BAŞA KAKMA
MÜNECCİM VE KAHİNLERE İNANMAK
KOĞUCULUK
ALLAH'TAN BAŞKASI ADINA HAYVAN KESMEK
ÖLÇÜ VE TARTIDA HİLE YAPMAK
BABASINDAN BAŞKASINI BABA OLARAK İDDİA ETMEK
UĞURSUZLUĞA YORMA
KUMAR
BÜYÜK MELEKLER
1) Cebrâil: Meleklerin en büyüğüdür. Görevi: Allah ile peygamberler arasında elçilik yapmak, Allah'ın kitaplarını peygamberlere getirmektir. Kitabımız Kur'an-ı Kerim'i Allah'tan Peygamberimize getiren Cebrâil'dir.
2) Mikâil: Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir. (Yağmur yağması, rüzgâr esmesi, ekinlerin bitmesi v.s. gibi)
3) İsrâfil: Kıyametin kopması ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmeleri ile görevlidir.
4) Azrâil: Ömrü sona eren insanların canlarını almakla görevlidir.
Bu dört büyük melekten başka, diğer meleklerden bazıları da şunlardır:
Kirâmen Kâtibin: Her insanın biri sağında, diğeri solunda iki melek bulunur. Bunlara Kirâmen Katibin denir. Sağındaki melek, insanın yaptığı iyi işleri, solundaki ise kötü işleri yazar. Böylece her insana ait iyiliklerin ve kötülüklerin yazıldığı "Amel defteri" meydana gelir.
Münker ve Nekir: Bunlar, öldükten sonra kabirde insanlara soru sormakla görevli meleklerdir.
Rıdvan: Cennetteki meleklerin başkanıdır.
Mâlik: Cehennemde görevli olan meleklerin başkanıdır
Cin ve Şeytan
Meleklerden başka Allah'ın cin ve şeytan gibi yine bizim göremediğimiz, fakat var olduklarında şüphe olmayan yaratıkları vardır. bunların varlığını Kur'an-ı Kerim haber vermektedir. Kur'an-ı Kerim'in her haberi gibi bu da doğrudur.
Cin, insanoğlundan önce yaratılmıştır. Cinler, Allah'ın izniyle çeşitli şekillere girerler. Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremezler.
Cinler de biz insanlar gibi, Allah'ı tanıyıp, O'na ibadet etmekle yükümlüdürler.
"Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım"
Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim, cinlerden bir kısmının , Peygamberimizi Kur'an okurken dinleyerek iman ettiğini, sonra da gidip bunu diğer cin topluluklarına haber verdiklerini bildirmektedir.
Şeytan da cinlerden olup göremediğimiz varlıklardan birisidir.
Şeytan, ilk insan ve ilk Peygamber Adem aleyhi's-selam'dan önce yaratılmıştır. Uzun süre Allah'a ibadet etmiş ve melekler arasında yer almıştır.
Allah Teala, Adem aleyhi's-selam'ı yaratınca meleklere, ona secde etmelerini emretmiş, bütün melekler bu emre uyarak Adem aleyhi's-selam'a secde etmişlerdir. Şeytan ise bu emre uymamış: "Ben ondan daha hayırlıyım, çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarttın" diyerek Adem aleyhi's-selam'a secde etmemiştir.
Bunun üzerine Allah: "Öyle ise oradan çık, çünkü artık kovuldun." buyurarak onu rahmetinden uzaklaştırmıştır. şeytan, Allah'tan insanların dirilecekleri güne kadar yaşama izni istemiş. Bu da kendisine verilmiştir. Bundan sonra şeytan, yeryüzünde yaşayan insanları tüm imkanlarıyle Allah'a giden yoldan uzaklaştırıp sapıtacağını söyleyerek Allah'ın katından ayrılmıştır.
Kur'an'da "İblis" olarak da adı geçen şeytan'ı, Allah insanoğlunun düşmanı olarak tanıtmış ve böylece tanınmasını istemiştir.
DİN
Din, ilk insanla birlikte doğal olarak var olmuştur. İnsan var olduğu sürece de devam edecektir. Çünkü insanın yaratılışında, kendisini yoktan var edeni bilme, O'na inanma, bağlanma, kulluk yapma duygusu ve ihtiyacı vardır. Fıtratı bozulmamış bir insanda bu ihtiyaç mutlaka kendisini gösterir ve tıpkı fiziki varlığın yeme, içme bilmeye, o'na inanmaya ve bağlanmaya ihtiyaç duyar. İnsan, fıtratındaki bu duyguyla aklını kullanarak, yaratanının varlığını ve birliğini kavrayabilir. Ancak, yaratıcısının, kendisinin mutluluğu için ondan neler istediğini, hangi davranışlarından razı olup hangilerinden hoşlanmayacağını, kısacası o'nun hoşnutluğunu nasıl elde edeceğini, bunun yanında, sinirli olarak yaratılmış bulunan insan aklının, mücerred düşünmekle ulaşamayacağı birtakım soyut meseleleri bilemez. İşte sınırlı olarak yaratılmış bulunan insan aklının, tek başına çözemeyeceği bu tür meselelerin cevabını ancak hak din verebilir.
Bunun için Allah, insanlar içinden peygamber görevlendirerek onlar aracılığıyla insanları dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıracak esasları insanlara bildirmiştir. İşte Allah'ın Peygamberleri aracılığıyla akıl sahiplerine gönderdiği, onları kendi irade ve seçimleriyle doğruya ve mutluluğa ulaştıran bu hayat düzenine din denir.
Dini kuralların koyucusu Yüce Allah'tır. Peygamberler dahil hiç bir kimsenin din koyma yetkisi yoktur. Peygamberler, dini hükümleri tebliğ etmekle yükümlüdürler. Tarih boyunca insanların din olarak ortaya koydukları birtakım ilke ve kurallar hiçbir zaman hak din niteliği taşımaz. Vahye dayanmayan yani bir peygamber tarafından tebliğ edilmemiş olan bu gibi sistemler, insanlığı maddi ve manevi bütün yönleriyle kuşatıcı özelliğe sahip olamaz. Bunun yanında asılları vahye dayanmakla birlikte, temel ilkeleri korunmamış ve zaman içinde asliyetini yitirip bambaşka şekiller alarak bozulmuş dinler de vardır.
Ecel ve Rızık
Rızık: Allah Teala'nın canlılara yiyip içmek ve hayatlarını devam ettirmek üzere verdiği şeylere rızık denir.
Rızkı yaratan da veren de yalnız Allah'tır. Çünkü O'ndan başka rızık verici yoktur(Hid11/6). İnsan rızkını hangi yoldan isterse Allah "Teala o yoldan verir. Ancak helal olmayan yollara ve çarelere baş vurursa suç işlemiş olur. Çünkü Allah Teala rızık için helal ve meşru yolların seçilmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:
"Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helal ve temiz olanlarından yiyin."
Herkes kendi rızkını yer Hiç kimse bir başkasının rızkını yiyemiyeceği gibi başka birileri de onun rızkını yiyemez.
Ecel: Allah Teala yarattığı her canlı için belli bir yaşama süresi koymuştur. Bu sürenin, yani ömrün sonuna ecel denir.
Her ne suretle olursa olsun ecel dediğimiz bu vakit gelince ölüm olayı meydana gelir, bir dakika bile sonraya kalmaz. Yaratan ve yaşatan Allah olduğu gibi, öldüren de yani ölümü yaratan da O'dur. O'ndan başka yaratıcı ve öldürücü yoktur.
Ecel birdir. Öldürülmüş olan veya bir kazada hayatını kaybetmiş olan insan da eceliyle ölmüştür.
Faiz Haram mıdır?
Faiz haramdır ve büyük günahlardandır.
Şüphe yok ki, Cenab-ı Hakk'ın haram kıldığı her şeyde bizim için bir takım zararlar vardır. Bu zararlardan korunmamız, Alah'ın yasakladığı şeylerden sakınmakla mümkündür.
Faiz de, böyle bir takım zararları olan bir yasaktır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Faiz karşılığı olmayan bir kazançtır. Verilen yüz gram altına karşılık alınan yüz on gramda on gram karşılıksız alınmış demektir. Oysa insanların malları, canları gibi dokunulmazdır. Başkasına ait olan bir malı karşılıksız almanın izahı yoktur.
2. Faiz fiatları artırır.
Faizli kredi kullananlar faizi de maliyete ekledikleri için fiatların artmasına ve tüketicinin geçim darlığı çekmesine sebeb olur.
3. Faiz insanları çalışıp kazanmak ve üretim ile meşgul olmaktan alıkor. Çünkü ellerinde bulunan sermayeyi faize vermek suretiyle artırıp geçinen kimseler ticaret ve sanatla uğraşma zahmetine katlanmak istemezler. Bu sebeble yüksek üretim yapmaya yetenekli olan bir çok kimseden iş dünyası mahrum kalır. Halbuki toplum, ticaret ve sanat gibi faaliyetlerle refah düzeyine erişir.
4.Faiz, insanları birbirlerine borç vermek suretiyle yardımlaşmalarına, bir birlerinin dert ve sıkıntıları ile ilgilenmelerine engel olur. Bu ise toplum bireyleri arasında birlik ve dayanışmanın zayıflamasına sebeb olur.
5. Faizin yaygın olduğu toplumlarda zengin ile fakir arasındaki refah farkı gittikçe büyür: zengin daha zengin, fakir de daha fakir olur. Bu ise bir takım sosyal dengesizliklerin doğmasına ve toplumu rahatsız eden gelişmelere sebeb olur.
6. Faizcilik yapmayanlar ellerindeki bu imkanı kullanmamak suretiyle zarar etmiş görülebilirler. Fakat bunlar, nefislerinin arzu ve isteklerine uymayarak, yüce yaratıcının emrini yerine getirmek için, O'nun ecir ve mukafatına ererler. Bir taraftan da Cenab-ı Hak onların faiz karışmayan ve içinden Allah hakkı verilen servetlerini bereketlendirir ve çoğaltır. Nitekim Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurulmuştur.
"Allah faizi mahveder (faiz karışan malın berektini giderir) Sadakaları çoğaltır (içinden sadaka verilen malları bereketlendirir).."
Kehanet ve Falcılık
Kehanet, gelecek zamanda olacak bir olayı önceden haber vermek demektir. bu işle uğraşana yani gelecekten haber verdiğine inanılan kimseye de "Kahin" denir. İnsan, tarihin her devrinde ve hemen her toplumda geleceğe ait olayları ön- ceden öğrenmek istemiştir. Kehanet ve falcılık ise bu isteğe bir cevap olarak ortaya çıkmıştır. Dinimiz her çeşit hurafe ile mücadele ederken, kehanetle ve falcılıkla da mücadeleyi ihmal etmemiştir. Çünkü kahin ve falcı, gelecekte olup bitecek olaylardan haber vermek üzere ortaya çıkan bir takım çıkarcı açık gözlerdir. Bildiklerini iddia ettikleri şey gayb bilgisidir. Bunu ise Allah'tan başka hiç kimse bilmez. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır. Onun için gaybı ancak O bilir..." En'am:59 "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez."Neml:65 "(Ey Muhammed!) De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmem, size ben bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyolunan Kuran'dan başkasına uymam.." En'am:50 Kıyametin ne zaman kopacağı sorusuna Peygambermiz: "Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir." diye cevap vermiştir.Buhari,iman,37 Bütün bunlar gösteriyor ki. kâhinlerin bildiklerini iddia ettikleri geleceğe ait bilgileri Allah'tan başka kimse bilmez. Bunun için kâhine gidip ondan geleceğe ait bilgi istemeyi dinimiz yasaklamıştır. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kim kahine veya arrafa (yitiğin veya çalınan malın yerini haber verdiğine inanılan kimse) 'ye gider ve onun söylediğini tasdik ederse, o kimse Muhammed (sallallahu aleyh 'i ve sellem) , e indirileni inkâr etmiş olur." et-Terğib ve't-Terhib c.4 s.34 "Her kim arrafa (çalınan bir şeyin veya yitiğin yerini haber veren kimse) ye gelip ondan bir şey sorar da onu tasdik ederse ,o kimsenin kırk gün namazı kabul olmaz." Müslim,Selam,35 Falcılık da kehanet gibi gelecekten haber vermektir ki. dinimizce yasaktır ve günahtır. İslamiyet'ten önce Arapların "Ezlâm" denilen fal okları ile yaptıkları falcılık çok yaygın idi. Bu oklar üç parça idi. Bunlardan birinde "yap", öbüründe "yapma" yazılı idi. üçüncüsü de boştu. Bir iş yapmak isteyen veya yola çıkmayı düşünen kimse bu işin ve bu yolculuğun yararlı olup olmadığını bu oklarla anlamak isterdi. "Yap" yazılı ok çıkarsa yapmak istediği işi yapar veya yola çıkardı, "yapma" yazılı ok çıktığında da o işi yapmaz veya yola çıkmazdı. Boş olan okun çıkması halinde de yazılı ok çıkıncaya kadar fala devam ederdi. İslâmiyet gelince, bütün aslı olmayan anlayışlar gibi bunu da yasaklamış ve bunun şeytan işi pislik olduğunu bildirmiştir.Maide:90 Yasak olan sadece "ezlâm" denilen oklarla fala bakmak değil, bu gün yıldız, kahve, bakla, iskambil kağıdı gibi araçlarla yapılan falcılık günah olduğu gibi, bunlara inanmak da günahtır.
Fitre (Fıtır Sadakası)
Fitre, Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadakadır. Bayramdan önce verilmesi iyidir. Bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin, hem kendisinin, hem de ergenlik çağına gelmemiş olan çocuklarının fitrelerini vermesi vaciptir. Fakir olan çocuğun babası ölmüş veya fakir ise babasının babası torununun fitresini verir. Bir kimse karısının ve büyük çocuklarının fitresini vermekle mükellef değildir. Bunlar zengin iseler fitrelerini kendilerinin vermesi lazımdır. Karısının ve aile içindeki büyük çocuklarının fitrelerini onların izni olmadan verebilir. Aile içinde olmayan büyük çocukların fitrelerini ise onların izni ile verebilir. Bir kimse babasının ve anasının fitrelerini vermekle yükümlü değildir.
Gıybet (Çekiştirmek)
Büyük günahlardan birisi de gıybettir. Ebû Hureyre (r.a.)'nin rivayetine göre, Peygamberimiz: - Gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu. Ashab: - Allah ve Peygamberi daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: - Kardeşini gıyabında (arkasında) onun hoşlanmadığı bir şey ile anmandır, buyurdu. Ashab: - Kardeşimde dediğim varsa ne buyurursunuz? dediler Peygamberimiz: - Eğer dediğin ayıp, kardeşinde varsa o zaman gıybet olur. Yoksa, ona bühtan ve iftira etmiş olursun, buyurdu.Müslim,Birr,20;Ebu Davud,Edeb 40 İnsanın en çok dikkat etmesi gerekli organlarından birisi, hiç şüphe yok ki, dilidir. Peygamberimiz: "Bir İnsan, manasını düşünmeden bir söz söyleyiverir ki, o yüzden cehennemin, doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzak bir yerine düşer."Müslim,Zühd,6 buyurmuş ve dilimize sahip olmamızı öğütlemiştir. Dilin pek çok manevi hastalıkları vardır. Bunlardan birisi de gıybettir. Gıybet, yukarıdaki hadis-i şerifte de ifade buyurulduğu üzere, bir insanın arkasından onun kusurunu söylemek, onu çekiştirmektir. Bu kusur. onun fiziğiyle. soyu ile, ahlâkiyle, kılık ve kıyafetiyle. dini ile ilgili olabilir. Boyu kısadır, babası kötü bir insandır, riyâkârdır, yalancıdır, kumarbazdır, güvenilmez kişidir gibi. Bu ve benzeri kusur ve ayıpları din kardeşinin gıyabında söylemek gıybettir ve günahtır. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Biriniz diğerini gıybet etmesin, sizden biri ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Elbette bundan tiksindiniz. O halde Allalı'tan korkunuz. Allah, tevbeleri kabul eder, çok esirger."Hucurat:12 İmam Gazâlî, gıybetin, belli başlı sebeplerinden birinin kin olduğunu söylüyor . Bir kimse başkasına duyduğu kin sebebiyle onu çekiştirmekten ve aleyhinde konuşmaktan zevk alır diyor. Halbuki mü'min kin gütmez. Ona yakışan bağışlamaktır. hoş görmektir. Hz. Aişe diyor ki, ben bir gün Peygamberimize: - Ey Allah'ın Resûlü, Safiyye'nin -ki bu da Peygamberimizin eşi idi- şöyle, böyle oluşu- râvilerden bazılarına göre kısa boylu oluşunu kastederek- sana yeter, demiştim de Peygamberimiz: -"Aişe, öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denizin suyu ile karışsa her halde onu bozardı.” Hz. Aişe diyor ki: Ben yine bir gün Peygamberimize bir kimsenin fizikî durumu ile davranışlannı taklid ve hikâye etmiştim. Bunun üzerine Peygamberimiz - Karşılığında bana dünyayı verseler bile bir insanı hoşlanmıyacağı bir şey ile taklit ve tavsif etmeyi kesinlikle sevmem,Ebû Davud,Edeb,40;Tirmizi Birr,20 buyurdu. Peygamberimiz, müslüman kardeşini gıyabında çekiştirenlerin korkunç bir şekilde azab edileceklerini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Ben miraç ettirildiğim gece, bir kavmin yanından geçtim. Bunlar, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Ben: - Ey Cebrâil, bunlar kimlerdir? diye sordum. - Bunlar, insanların etlerini yiyen-gıybet edenler, onların şeref ve iffetlerine dokunanlardır, dedi." Ebu Davut,Edeb,40 Gıybet etmek günah olduğu gibi, yapılan gıybeti dinlemek de günahtır. Müslüman, kardeşi bir yerde çekiştirilirken, onun iffet ve namusuna dokunulurken, bunu duyan kimseye düşen görev, buna mani olmaktır. Çünkü, bir müslümanın kanı ve malı gibi, ırz ve namusu da haramdır yani, her türlü tecavüzden korunmuştur. Peygamberimiz buyuruyor ki: "Bir kimse, kardeşinin ırzı ve şerefini çekiştirene karşı onu savunursa,: Allah Teâlâ kıyamet günü o kimseyi Cehennem'den uzaklaştırır."Tirmizi,Birr,20 Gıybet eden kimse günahkârdır. Bu günahından kurtulmak için yalnız tövbe etmek, Allah'tan af ve bağış dilemek yeterli değildir. Hem tövbe etmeli, hem de gıybet ettiği kardeşine giderek ondan hakkını helal etmesini dilemelidir. Ancak o zaman bu günahtan kurtulmuş olur.
Gusül Abdest ve Teyemmüm
GUSÜL (BOY ABDESTİ) Kuru hiç bir yer bırakmamak üzere bedenin her tarafını yıkamaya gusül denir.
Gusül yapmayı gerektiren haller:
1) Cünüplük Hali:
a) Erginlik çağında olan kadın ve erkeğin cinsi ilişkide bulunması
b) Uykuda veya uyanıkkken kadın veya erkeğin belirli organlarından bilinen sıvının gelmesi.
2) Her ay belirli zamanlarda kadınlarda görülen âdet hâlinin bitmesi,
3) Doğum yapan kadınlarda lohusalık hâlinin sona ermesi.
Bu durumda olanların gusül yapmaları farzdır.
Gusülsüz Yapılamayan İşler
Gusül yapması farz olan kimse yıkanmadıkça şunları yapamaz:
1) Namaz kılamaz.
2) Kur'an okuyamaz.
3) Kur'an'a el süremez.
4) Kâbeyi tavaf edemez.
5) Bir zorunluluk olmadıkça câmiye giremez.
Ayrıca kadınlar, âdet gördükleri günlerde ve lohusalık hallerinde oruç tutamazlar.
Gusül yapmayı gerektiren haller bulunmadığı zaman bile cuma ve bayram namazları için gusletmek (yıkanmak) sünnettir.
Guslün Farzları
Guslün Farzları Üçtür:
1) Ağıza su alıp boğaza kadar çalkalamak,
2) Buruna su çekip yıkamak,
3) Bütün vücudu (iğne ucu kadar kuru yer bırakmıyarak) yıkamak.
Gusül Nasıl Yapılır
Gusül yapacak olan bir kimse önce besmele okur ve yıkanmaya niyet eder. Ellerini bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini yıkayıp temizler.
Bundan sonra sağ avucu ile ağzına üç kere su alır ve her defasında boğazına kadar ağzının içini iyice çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder, sonra sağ avucu ile burnuna üç kere su çekip her defasında sol eli ile sümkürür ve burnunu temizler.
Bundan sonra yukarıda anlattığımız gibi abdesti tamamlar. Abdest bitince evvelâ üç defa başına, daha sonra üç defa sağ omuzuna, üç defa da sol omuzuna su dökerek yıkanır. Suyu her döküşte ellerinin erebildiği yere kadar vücudunu oğuşturur. İğne ucu kadar kuru yer bırakmamak üzere vücudun her tarafını üç defa iyice yıkar.
Yıkanırken:
Göbek boşluğu, kulakların iç kıvrımları, küpe delikleri, diş araları, bıyık, saç ve sakal ile bunların diplerinin ıslanmasına özellikle dikkat edilir. Gusülde dua okunmaz, üzerinde bir örtü yoksa kıbleye dönülmez ve gereksiz yere konuşulmaz. İşte farzlarına ve sünnetlerine riayet edilerek yapılan gusül budur.
Gusül yapması gereken bir kimse, ağzına ve burnuna su alıp iyice çalkaladıktan sonra akar bir suya, denize veya büyük bir havuza girerek vücudunun her tarafını ıslatırsa gusül yapmış olur.
Teyemmüm
Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları meshetmektir
İki Bayram Arası Nikah Kıyılırmı?
Bazı yerlerde, halk arasında bir inanç var. Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arası kasdedilerek: "İki bayram arasında nikah kıyılmaz" deniliyor. Bu sözün dini bir dayanağı yoktur. Ancak bu, bir yanlış anlama sonucu ortaya çıkmıştır. Bu sebeple iki bayram arasında düğün yapmak ve nikah kıymakta dini yönden bir sakınca yoktur.
Hatta Peygamberimizin hanımı Hz.Aişe'nin nikahı iki bayram arasında, Şevval ayında kıyılmıştır.
KADER ve KAZA
Kader ve kaza ne demektir?
Sözlükte ölçmek, tahmin etmek ölçüp takdir ederek tayin etmek; güç yetirmek ve kudret anlamlarına gelen kader, dinî bir terim olarak, Allah'ın ebede kadar olacak şeyleri, bunların zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, nasıl ve ne zamanda olacaklarsa onların tamamını ezelde bilip bu bilgi doğrultusunda takdir etmesine denir. Bu durumda kader Allah'ın ilim sıfatını ilgilendirmektedir. O halde kader, Allah'ın ilmi doğrultusunda, kainatı ve ondaki her şeyi belli bir düzen ve ölçüye göre idare eden ilâhî bir kanundur. Bu konuda Kur'an'da şöyle buyurulmaktadır: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” (Kamer 54/49); “Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O'nun katında bir ölçüyledir.” (Ra'd,13/8); “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçü ile indiririz.” (Hicr 15/21); “… O her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.” (Furkân,25/2). "Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır." (Hadîd 57/22).
Kazâ ise, Cenab-ı Hakk'ın ezelde irade etmiş olduğu ve takdir buyurduğu şeylerin, zamanı gelince her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun bir biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır. Bu takdirde kaza, Allah'ın tekvin sıfatını ilgilendiren bir konu olmaktadır. Bu tanım, İmam Mâtüridî ve taraftarlarına göredir. Eş'arîler ise kazayı daha farklı bir şekilde tarif etmişlerdir: Kaza; hüküm mânâsınadır. Allah'ın eşyayı sonradan nasıl olacaksa ezelde öylece irade etmesidir. Kader ise, Allah'ın her şeyi vakti gelince, ezelî ilmine uygun olarak, irade ettiği şekilde yaratmasıdır.
Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?
Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına gelmektedir. Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır. Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allâh'ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.
"…Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Yunus 10/49); "Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Münâfikûn 63/11).
Rızık Nedir?
Sözlükte azık, yenilen, içilen ve faydalanılan şey anlamına gelen rızk, terim olarak, Yüce Allâh'ın, canlılara yiyip içmek ve yararlanmak için verdiği her şey demektir. Buna göre rızk, helal olabileceği gibi, haram da olabilir.
Rızk konusunda benimsenen temel prensipler şunlardır:
1. Rızkı yaratan ve veren ancak Allâh'dır. Kur'an'da, "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allâh'a ait olmasın..." (Hud 11/6) buyurulmaktadır. Başka bir ayette de Allah'ın, dilediğine bol rızk verip, dilediğinin rızkını daralttığı ifade edilmektedir (Şûra 42/12). Kul, Allâh'ın evrende geçerli tabii kanunlarını gözeterek çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur. Allâh da onun bu tercihine ve çabasına göre rızkını yaratır. Allâh'ın yegane rızk veren olması, tembellik yapmayı, çalışmamayı, yanlış bir tevekkül anlayışına sahip olmayı gerektirmez.
2. Haram olan şey de, rızk kapsamındadır. Fakat Allâh'ın haram olan rızkı, kulun kazanmasına rızası yoktur. Kur'an'da, "Artık Allâh'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızklardan yeyin..." (Nahl 16/114) buyurularak, helal yenilmesi emredilmiş, haram yasaklanmıştır.
3. Herkes kendi rızkını yer; hiç kimse başkasının rızkını yiyemez.
PHOTOSHOP İÇİN KULLANILAN BİRBİRİNDEN GÜZEL FONLAR :)
BİRBİRİNDEN GUZEL 65 FON RESMI
BUYRUN
LİNK
RAR SİFRESİ : mehmet
24 Mayıs 2009 Pazar
29 ADET ŞİİRLİ SARKI VE FON MUZİKLİ ŞİİRLER
29 ADET ŞİİRLİ SARKI VE FON MUZİKLİ ŞİİRLER BUYRUNŞİİRLER VE LİNKLER
Can Yücel - Bağlanmayacaksın-orijinal
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/towvjo7f/Can_Y__cel_-_Baglanmayacaksin-original.mp3.html
Damar Şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/m5494xhx/Damar_SiiR.mp3.html
Dj Tolga - Can –şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/9w7evk9c/Dj_Tolga_-_Can_-siir.mp3.html
Dj yağmur- şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/ol0ifgz3/Dj_yagmur-_siir.mp3.html
Dursun Bedirhan - Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman-şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/l5f6cwa4/edirhan_-_Ihlamurlar_Cicek_Actigi_Zaman-siir.mp3.html
Duygularımı aşkın denizine düşürdüm
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/rnl8qqhq/Duygularimi_askin_denizine_d__s__rd__m.mp3.html
Ferhat Tunç - Bugün değil Yarınsın Sen
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/txqb5ci6/Ferhat_Tunc_-_Bug__n_de__il_Yar__ns__n_Sen.MP3.html
Gececi Adnan - Bu Nasıl Ayrılık
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/8g8vlutv/Gececi_Adnan_-_Bu_Nasil_Ayrilik.mp3.html
Grup Türkü - Ne olur git
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/7472b7dv/Grup_T__rk___-_Ne_olur_git.mp3.html
ihsan Turhan - Tek Göz Yaşımdın-sol yanımı yaktın
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/kcve0vf9/Turhan_-_Tek_G__z_Yasimdin-sol_yanimi_yaktin.mp3.html
Kamberin Zehrasi
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/fbgf0jkh/Kamberin_Zehrasi.mp3.html
Kazim Elitok - Ne zoruma gidiyor biliyormusun
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/tvbplzb0/azim_Elitok_-_Ne_zoruma_gidiyor_biliyormusun.mp3.html
Korkmaz Bickin - Ey Sevdigim-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/oqropslg/Korkmaz_Bickin_-_Ey_Sevdigim-siir.mp3.html
Kul Mustafa – Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/gy8i6ykc/Kul_Mustafa_-_Siir.mp3.html
lanet olsun-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/yfz8hl5u/lanet_olsun-siir.mp3.html
Mechul - Bu Sana Yazdigim Son Satirlar-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/f1c8wtdj/Mechul_-_Bu_Sana_Yazdigim_Son_Satirlar-siir.mp3.html
Mechul - Bumuydu seni sevmenin bedeli –Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/usgd710a/Mechul_-_Bumuydu__seni_sevmenin_bedeli_-Siir.mp3.html
Mehmet Ercan - Yoksun – Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/bruz47uh/Mehmet_Ercan_-_Yoksun_-_Siir.mp3.html
Nilo - Sen orda ben ise burda-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/qezschqn/Nilo_-_Sen_orda_ben_ise_burda-siir.mp3.html
20. Numan - Son Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/hrkc53s3/Numan_-_Son_Siir.mp3.html
Nurican - Hadi git-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/qfig36ry/Nurican_-_Hadi_git-siir.mp3.html
Olsaydin-resmini öptüm-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/4vuwq5b9/Olsaydin-resmini___pt__m-siir.mp3.html
Seni Diledim
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/iw71y4hs/Seni_Diledim.mp3.html
Seni Özlemeyi En Cok Ben Bilirim
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/b5id58ng/Seni___zlemeyi_En_Cok_Ben_Bilirim.mp3.html
Seninle basladim bitsin seninle
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/k4ee02xa/Seninle_basladim_bitsin_seninle.mp3.html
Soner Arica - Biz (Siir)
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/w1zkcdwb/Soner_Arica_-_Biz__Siir_.mp3.html
Tekin Karabey - Seni Sen Yokken Sevdim
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/f17aeeae/Tekin_Karabey_-_Seni_Sen_Yokken_Sevdim.mp3.html
Umut Altincag – Yitirilen
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/oas69kyy/Umut_Altincag_-_Yitirilen.mp3.html
Umut Sandal - Bir Cocuktu Dersin-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/3dyu4xm8/Umut_Sandal_-_Bir_Cocuktu_Dersin-siir.mp3.html
Ünal Torun - Yağmur damlası (şiir)
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/hsntzydl/__nal_Torun_-_Ya__mur_damlas______iir_.mp3.html
Can Yücel - Bağlanmayacaksın-orijinal
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/towvjo7f/Can_Y__cel_-_Baglanmayacaksin-original.mp3.html
Damar Şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/m5494xhx/Damar_SiiR.mp3.html
Dj Tolga - Can –şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/9w7evk9c/Dj_Tolga_-_Can_-siir.mp3.html
Dj yağmur- şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/ol0ifgz3/Dj_yagmur-_siir.mp3.html
Dursun Bedirhan - Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman-şiir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/l5f6cwa4/edirhan_-_Ihlamurlar_Cicek_Actigi_Zaman-siir.mp3.html
Duygularımı aşkın denizine düşürdüm
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/rnl8qqhq/Duygularimi_askin_denizine_d__s__rd__m.mp3.html
Ferhat Tunç - Bugün değil Yarınsın Sen
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/txqb5ci6/Ferhat_Tunc_-_Bug__n_de__il_Yar__ns__n_Sen.MP3.html
Gececi Adnan - Bu Nasıl Ayrılık
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/8g8vlutv/Gececi_Adnan_-_Bu_Nasil_Ayrilik.mp3.html
Grup Türkü - Ne olur git
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/7472b7dv/Grup_T__rk___-_Ne_olur_git.mp3.html
ihsan Turhan - Tek Göz Yaşımdın-sol yanımı yaktın
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/kcve0vf9/Turhan_-_Tek_G__z_Yasimdin-sol_yanimi_yaktin.mp3.html
Kamberin Zehrasi
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/fbgf0jkh/Kamberin_Zehrasi.mp3.html
Kazim Elitok - Ne zoruma gidiyor biliyormusun
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/tvbplzb0/azim_Elitok_-_Ne_zoruma_gidiyor_biliyormusun.mp3.html
Korkmaz Bickin - Ey Sevdigim-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/oqropslg/Korkmaz_Bickin_-_Ey_Sevdigim-siir.mp3.html
Kul Mustafa – Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/gy8i6ykc/Kul_Mustafa_-_Siir.mp3.html
lanet olsun-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/yfz8hl5u/lanet_olsun-siir.mp3.html
Mechul - Bu Sana Yazdigim Son Satirlar-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/f1c8wtdj/Mechul_-_Bu_Sana_Yazdigim_Son_Satirlar-siir.mp3.html
Mechul - Bumuydu seni sevmenin bedeli –Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/usgd710a/Mechul_-_Bumuydu__seni_sevmenin_bedeli_-Siir.mp3.html
Mehmet Ercan - Yoksun – Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/bruz47uh/Mehmet_Ercan_-_Yoksun_-_Siir.mp3.html
Nilo - Sen orda ben ise burda-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/qezschqn/Nilo_-_Sen_orda_ben_ise_burda-siir.mp3.html
20. Numan - Son Siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/hrkc53s3/Numan_-_Son_Siir.mp3.html
Nurican - Hadi git-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/qfig36ry/Nurican_-_Hadi_git-siir.mp3.html
Olsaydin-resmini öptüm-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/4vuwq5b9/Olsaydin-resmini___pt__m-siir.mp3.html
Seni Diledim
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/iw71y4hs/Seni_Diledim.mp3.html
Seni Özlemeyi En Cok Ben Bilirim
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/b5id58ng/Seni___zlemeyi_En_Cok_Ben_Bilirim.mp3.html
Seninle basladim bitsin seninle
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/k4ee02xa/Seninle_basladim_bitsin_seninle.mp3.html
Soner Arica - Biz (Siir)
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/w1zkcdwb/Soner_Arica_-_Biz__Siir_.mp3.html
Tekin Karabey - Seni Sen Yokken Sevdim
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/f17aeeae/Tekin_Karabey_-_Seni_Sen_Yokken_Sevdim.mp3.html
Umut Altincag – Yitirilen
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/oas69kyy/Umut_Altincag_-_Yitirilen.mp3.html
Umut Sandal - Bir Cocuktu Dersin-siir
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/3dyu4xm8/Umut_Sandal_-_Bir_Cocuktu_Dersin-siir.mp3.html
Ünal Torun - Yağmur damlası (şiir)
http://www.upload.gen.tr/d.php/s5/hsntzydl/__nal_Torun_-_Ya__mur_damlas______iir_.mp3.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
